Yeşil Mercimek

yesil-mercimek

Birçok açıdan çok yararlı bir bitki olan yeşil mercimek, özellikle protein, karbonhidrat, lif ve potasyum açısından çok yüksek değerler içerir. Tansiyonun dengelenmesinde, metabolizmanın hızlanmasında ve kilo vermede faydaları görülmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirme, enerji verme ve kandaki kolesterol oranını azaltma gibi özelliklere sahip olan mercimek, aynı zamanda kilo vermede, sağlıklı beslenmede ve hayvansal proteinlerin azaltılması söz konusunda da ilk akla gelen baklagildir. Yöresel mutfaklarda da çok sıkça kullanılır. Çok farklı yemekler içinde kullanılan yeşil mercimeğin, yemeği, çorbası, piyazı ve hatta böreği bile yapılır. Günlük beslenmede ortalama bir insanın alması gereken protein miktarını rahatlıkla karşılayabilen mercimek etin pahalı olduğu şu günlerde hemen hemen her öğün kendine sofralarımızda yer edinebilmektedir. Bezelye ve buğday ile birlikte tarımı yapılan mercimeğin tarihçesi M.Ö. 5000-7000 yıllarına dayanmaktadır. Önemli bir gıda maddesi olan yeşil mercimeğin tarihsel olarak ta bu topraklardaki varlığının ne kadar uzun olduğunu yapılan kazılardan da görebiliriz.

Soğuk kış günlerinde direncinizi arttırmak ve protein ihtiyacınızı karşılamak için mercimeği sofranızdan eksik etmeyin.

Kış Mevsiminin Sarışını…

01

Dünyada ayva üretiminde birinci sırada olan Türkiye’de, kış mevsimi gelince ayva akla ilk gelen meyvelerdendir. Peki ayvanın saymakla bitmeyecek kadar çok yararı olduğunu biliyor muydunuz? Meyvesinde pektin, tanen, şeker, A ve C vitaminleri bulunan ayvanın en önemli özelliklerinden biri mide ve sindirim yolu için çok faydalı olmasıdır. Lif açısından çok zengin olan bu meyve mide ve bağırsakların güçlenmesinde çok etkilidir. Ayrıca yüksek antioksidan değerleri olması da serbet radikallerin karaciğeri temizlemesine yardımcı olmaktadır. Kolesterolü düzenlemek, kalbi güçlendirmek ve hücreleri onarmanın yanı sıra, ayva düşük sodyum ve yağ oranı ile kilo vermeyi de hızlandıran bir meyve olarak bilinmektedir. Ayvayı çiğ olarak tüketmenin yanı sıra, katı meyve sıkacağında suyunu sıkabilir, tek başına ya da zeytinyağlı kereviz ile birlikte pişirebilirsiniz. Osmanlı Mutfağından günümüze kadar gelen yemek kültüründe meyveli et yemekleri sık sık karşımıza çıkmaktadır. Özellikle etli ayva dolması ve kuzu etli ayva yahnisi bunlardan bazılarıdır.
Kışın düzenli olarak ayva tüketmek sizi kış hastalıklarından korur ayrıca cildiniz için de çok besleyici bir özelliğe sahiptir.

Tatlı Yiyecek Helva

tatli-yiyecek-helva

Helva kelimesi kökeni Arapça’dan gelen ve Osmanlıların İslamiyeti kabul ettikten sonra Arap kültürüne yakınlaşması sayesinde kültürümüze giren tatlı bir yiyecektir. Osmanlılar zamanında her türlü tatlıya “helva” adı verildiğinden tatlıların pişirildiği mutfaklara da helvahane ismi verilmiş. Eskiden gelen bir gelenek olan helva kavurma, aslında günümüzde bilinenin aksine sadece ölüm gibi üzücü bir olayda değil aksine sevindirici bir olayın ardından kutlama için kavrulurmuş. Esasen sembolik bir imge olan helva, aynı zamanda bir toplumsal iletişim ve hayır işleme aracı olarak ta kullanılmış.  Üzerine pek çok sosyolojik anlamlar yüklenmiş sembolik bir yiyecek olan helva;  doğumda, ölümde, okula başlarken, askere giderken, askerden dönünce, düğün ve sünnet merasimlerinde, hacca giderken, hacdan dönerken, yeni ev almak gibi insan hayatı için önem taşıyan çeşitli olayların yegane yiyeceği haline gelmiş.  Helva yapıldığında her zaman için büyük miktarlarda yapıldığından, konu komşu kim varsa etrafta dağıtılması da bu adetin önemli bir parçasıymış. Osmanlılar zamanında ağırlıklı olarak sevinçli olaylar ile özdeşleşen helva kültürüne daha sonra helva sohbetleri de eklenmiştir. Bu helva sohbetleri, uzun kış gecelerinde bir grubun meclis oluşturarak bir araya gelmesi, sohbet etmesi ve sohbet esnasında da ağızlarını tatlandırmak için helva kavurup yemelerinden ortaya çıkmıştır. Soğuk bir kış akşamında sizlerde evlerinizde helva kavurarak arkadaşlarınız ya da komşularınız ile bir sohbet ortamı yaratarak bu eski geleneği devam ettirebilirsiniz.

Altın iksir – Zeytinyağı

altin-iksir-zeytinyagi

Kaz Dağlarının güneyinden Ayvalık’a kadar uzanan ve Kuzey Ege olarak anılan bölge Türkiye’nin en has ve lezzetli zeytinyağlarının üretim merkezidir. Binlerce yıl öncesinden yaraları tedavi etmekte kullanılan zeytinyağı, günümüzde barındırdığı vitaminler, mineraller ile sağlıklı beslenmenin gerekleri arasında en baş sıralarda yer alır. Akdeniz havzası bir yandan bizi kuşatan uygarlığın beşiği , diğer bir yandan zeytin ağacının yurdudur. Eski çağlardan beri, Akdeniz havzası insanları tarafından bu kadar saygı gören, bu kadar değerli ve bir o kadar da yararlı başka bir ağaç yoktur.

Günümüzde en önemli zeytinyağı üretim merkezlerinden biri olan Ayvalık ve Kaz dağını çevreleyen bölgeler, zeytinyağının tarihsel yolculuğuna ev sahipliği yapmış olmanın yanısıra önemli lezzet merkezleridir. Ayrıca bu bölgede gerek mutfak gerekse mimari olarak yerel kültüre baktığınızda, zeytinyağının izini her yerde görmeniz mümkündür.

Ayvalık bölgesinde sonbaharın gelmesi demek zeytin hasatının gelmesini işaret eder. Zeytin hasat şenlikleri ile başlayan bu renkli dönemde zeytin bahçelerinde çalışan tayfalar hummalı bir çalışma içine girerler. Kimi zeytinleri ağaçtan döker, kimi düşen zeytinleri toplar, kimi de toplanan zeytinleri bir an önce fabrikaya yetiştirmek için sepetlere doldurup, traktörün arkasına yerleştirir. Zeytinyağı fabrikaları, yazın geçirdikleri uzun bir dinlenme sürecinden sonra gece gündüz çalışarak yağlık olarak toplanan tüm zeytinleri yağa dönüştürmek için çalışırlar.

Yüzyıllar önce keşfedilen ve önce ilaç sonra aydınlanma ve en son da yiyecek olarak tüketilen zeytinyağının günümüzde mutfaktaki yeri yadsınamaz. Gerek sıcak yemeklerinizde, gerek zeytinyağlılarınızda ve hatta kızartmalarınızda bile rahatlıkla kullanabileceğiniz zeytinyağında E ve K vitaminleri ile kalsiyum, demir, sodyum ve potasyum bol miktarda bulunmaktadır. Sindirim sistemi ve kalp damar sağlığı için çok önemli olan zeytinyağı aynı zamanda adeta bir gençlik iksiri gibi vücudun ve cildin de genç kalmasını sağlar. Daha sayısız faydaları olan zeytinyağını, sağlığınızı korumak için mutfağınızdan eksik etmeyin.

Sağlığımızı korumak için pancar

1

Kış aylarının yaklaşması ve havaların hafiften soğuması ile sağlığımızı koruyabilmek için kendimizi kış mevsimine ve soğuk havalara hazırlamamız gerekir. Manavlarda ve pazarlarda değişen tezgahlar yerini yeşil, beyaz ve kırmızı sebzelere bırakıyor. Bunlardan en az bilineni ve mutfağımızda oldukça kısıtlı olarak kullandığımız pancar aslında daha sık tüketilmesi gereken önemli bir sebzedir. Her kırmızı meyve ve sebzede olduğu gibi antioksidan değerleri çok yüksek olan pancar, içerdiği vitaminler ve mineraller sayesinde sağlığımızı korumada bize çok yardımcı olur.

A, B ve C vitaminleri içeren pancarda aynı zamanda fosfor, demir, magnezyum, potasyum, çinko ve kalsiyum bolca miktarda bulunur. Sindirim sisteminin çalışmasına ve şeker hastalığını önlemeye yardımcı olan pancar aynı zamanda tansiyonu düşürme ve kalbi koruma özelliklerine de sahip.
Pancarın, diğer kök sebzeleri yaptığınız gibi zeytinyağlı yemeğini yapabilir ya da turşusunu kurabilirsiniz. Ayrıca suyu da çok faydalıdır ancak içine elma ya da havuç gibi başka meyve ve sebzeler katılarak içilmesi önerilir. Satın aldığınız pancarın yaprakları ve saplarını ise tencere yemeklerine katarak tüketebilirsiniz.

Balık Mevsimi Açıldı!!!

balik

Eylül ayının gelmesi ile birlikte av yasağı kalktı ve balıkçı tekneleri uzun bir aradan sonra tekrar avlanmaya çıktı. Artık balıkların bollaşma zamanı, bu da demektir ki kısa bir aradan sonra tekrar bol bol balık tüketmeye başlayabiliriz.

Balığın haftada en az iki kere tüketilmesinin vücut için faydaları saymakla bitmez. Özellikle içerdiği A,D, E, B2, B12, B3, kalsiyum, selenyum, folik asit ve fosfor bakımından çok zengin olan balık, başlı başına bir protein kaynağıdır. Yüksek tansiyonu önler, kan basıncını düzenler, beyin fonksiyonlarını geliştirir ve günümüzün en sık görülen hastalıklarından alzheimerı önlemeye büyük ölçüde yardımcı olur. Protein bakımından zengin olması doku oluşumunun hızlanması ve hücrelerin yenilenmesi için çok önemlidir.

Balık alırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar ise; öncelikle eğer avlanma yasağı devam etmekte olan ya da nesli tükenmekte olan balıkların yavrularını satın almayınız. Bu nokta, balıkların neslinin devam edebilmesi için önemli bir unsur oluşturmaktadır. Balık alırken gözlerinin parlak ve dışarıya doğru bombeli, derisinin sert ve üzerine bastırdığınızda iz kalmamasına ve pullarının hala vücuda sıkı sıkıya bağlı olmasına dikkat ediniz. Güzel bir balık mevsimi dileriz…

Anadolu’nun Kış Hazırlıklarından; Kavurma

1

Anadolu’da genellikle kurban etinden yapılan kavurma, kuşbaşı doğranan etlerin önce haşlanıp daha sonra kuyruk yağı ile kavrulmasından dolayı bu ismi almıştır. Bu etler soğuduktan sonra küplere basılır ve serin kilerlerde bekletilir. İhtiyaç anında yemeklere katılarak tüketilir. Mutfak kültürümüzde önemli bir yere sahip olan kavurma, özellikle Kurban bayramının vazgeçilmez öğelerinden biridir. Ancak günümüzde her tür etten yapılmakta olup, çoğu zaman şarküterilerde satılan bir ürün olarak da karşımıza çıkmaktadır. Tencere yemeklerinde kullanılmasının yanı sıra kavurmalı yumurta, kavurmalı tost şeklinde de tüketilebilir. Kurban bayramının bereketli ve lezzetli geçmesi dileği ile…

Domateslerinizi Kışa Hazırlayın

1

Ekolojik çeşitliliği ile müthiş bir zenginlik sunan Anadolu’nun bereketli topraklarının nadide lezzetlerini mevsiminde tüketmenin önemini kendi ürünlerimiz ile her zaman vurgulamaktayız. Domateslerin lezzetinin doruk noktasında olduğu şu günlerde umarız ki hem kahvaltılarınızda ve salatalarınızda hem de yemeklerinizde bol bol domates kullanıyorsunuzdur. Peki bu lezzetin birazını da kışa saklamaya ne dersiniz? Eğer biraz vaktiniz varsa, pazarda bulduğunuz en güzel domatesler ile konserveler hazırlayarak eski günlerdeki gibi bir kış hazırlığı yapabilirsiniz. Bunu yapmak için en doğru zaman, Ağustos ayının sonları ve Eylül ayının başlarıdır, yani domatesin lezzetinin doruk noktasında olduğu zaman. Domatesleri soyduktan sonra ister, küp küp kesin isterseniz de mutfak robotundan çekerek püre yapın. İçine çok az miktar tuz ekleyerek tencerede ısıtın. Bu sırada kavanozlarınızı da kaynatarak onları sterilize etmeniz gerekir. Bu iş için bulaşık makinenizi de kullanabilirsiniz. Bütün kavanozlarınızı bir sefer bulaşık makinesinde yıkayın. Daha sonra makineden sıcak olarak aldığınız kavanozlara ısıtılmış domates püresi ya da küplerini koyun ve daha önce kullanılmamış bir kapak ile sıkıca kapatarak tezgahın üzerinde ters çevirin. Soğuyana kadar bu şekilde bekletin. Daha sonra soğuyan kavanozları güneş görmeyen bir kilere kaldırın. Artık yaz domatesinin mükemmel lezzetini kış boyunca yemeklerinize katabilirsiniz.

Osmanlılar’dan Kalma Meyveli Yemekler

01

Fatih Sultan Mehmet dönemi yemekleri ile ilgili en önemli bilgi o dönemlerde çok özenle tutulan ve hemen hiçbir ayrıntıyı atlamayan Matbah-ı Amire (mutfak) defterlerinden gelmektedir. Bu bilgiler yemek reçeteleri açısından detaylı olmasa da, satın alınan yiyecek maddelerinin kaydının tutulması açısından başlı başına bir bilgi hazinesidir. Saray’da mutfak o kadar önemli bir yere sahipti ki, Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan Topkapı Saray’ında, 8 ayrı bölümden oluşan 5250 m²’lik bir mutfak alanı vardı. Padişah için ise Kuşhane mutfağunda yemek pişirilirdi. Damağına düşkünlüğü ile bilinen Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemeklerden birisi ise kavun dolması imiş. Yazları kavun dolması ile sofrasını şenlendiren sultan kış mevsiminde de elma dolması yerdi.
Osmanlılar döneminden kalma bir yemek alışkanlığı olan meyveli yemekler, ilk etapta günümüzdeki yemek alışkanlığımız ve damak tadımıza uymadığını düşünsek bile, meyvelerin tatlılığı ve et yemeklerinin tuzlu tadının birleşiminden oluşan tezatlık müthiş bir lezzet ikilisi oluşturmaktadır. Haşlanmış tavuk, üzüm, kayısı ve tarçınlı bir yemek olan Ballı Mahmuddiye, kuru erikle yapılan et yahnisi, pekmez ile pişirilen tatlısı et yahnisi Osmanlı’lar zamanından kalan en güzel örneklerdendir. Eğer birgün karşınıza bu tip meyveli bir yemek çıkarsa mutlaka o yemeğe bir şans verin, pişman olmayacaksınız.

Yazın hararetini karpuz ile atın….

karpuz

Yaz sıcakları bastırdığı zaman aklımıza ilk gelen meyvelerden birisidir karpuz. Serin serin şekerli tadı ile hem hararetimizi alır hem de enerji verir. Yemek kültürümüzün bir parçası olan beyaz peynir ve karpuz ikilisi ise çoğu zaman başlı başına bir öğün olarak bile yenilebilir. Aslında su ve şekerden oluşan karpuzda küçüksenmeyecek derecede vitaminler bulunmaktadır. Bir insanın günlük A ve C vitamini ihtiyacının bir kısmını karşılayan karpuzda ayrıca yüksek miktarda potasyum ve magnezyum da bulunmaktadır. Bunlara ek olarak domateste de bulunan ve kansere karşı etkili olduğu likopen maddesi de karpuzun kırmızı olmasının başlıca sebebi. Karpuzun mineral ve vitaminlerinde yararlanabilmek için bu yaz karpuzu bolca tüketmek hem sağlığınız için faydalı olacak hem de içinizi ferahlatacak. Eğer karpuzu yemek yerine farklı bir şeyler yapmak isterseniz, karpuzun suyunu sıkıp buz kaplarında dondurabilir ve suyunuza, ya da meyve kokteylerinizde kullanarak farklı bir görünüm ve lezzet yakalayabilirsiniz.

Bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır!

kahve

Türkler’in kahveye verdiği önemi vurgulayan bu söz bizimle o kadar özdeşleşmiştir ki, sohbet etmek istediğimiz, birlikte vakit geçirmek istediğimiz kişileri hemen kahveye davet eder, ya da beraber kahve içmeye gideriz. Kahve içmek bize Osmanlılar zamanından kalan çok değerli bir alışkanlıktır. Alışkanlık dememizde ki sebep, Türkler için kahve içmek, tamamen keyfe dayalı bir aktivite olup asla aceleye getirilmez.

Osmanlılar döneminde ilk içilmeye başlanan kahve Yemen’den gelirmiş. Ancak kahvenin bize özgü hazırlanması ise devrin Yemen valisi Özdemir Paşa’nın buluşu. İstanbul’a getirilen kahve çekirdekleri kavrulup ince ince çekildikten sonra bakır bir cezve içinde su ile kaynatılır ve köpüklü olarak servis edilirdi. Ancak sarayda sıkça tüketilen kahve içmenin de sadece pişirmekten öteye giden bir ritüeli vardı. Kahve ikram edilmeden önce insanların rahatlaması ve gevşemesi için önce buhurdanlıkla öd ya da amber ağacı kokusu etrafa yayılırmış. Gülabdanlık ile gülsuyu ikramını takiben artık vücutlar yavaş yavaş sakinleşip gevşemeye başladığında tatlı hokkası ile bir kaşık mevsim reçeli ile ağız tatlandırılırmış. Sonrada kahve ikramı başlarmış. Eskiden kahveler her zaman sade olarak ikram edildiğinden öncesinde bir ağız tatlandırmak muhakkak gerekirmiş. Sarayda önem verilen misafirlere sunulan kahveyi bu bayramda siz de evinize gelen misafirlere, ister eskiden olduğu gibi bir kaşık reçel ile ya da günümüzde yapıldığı gibi mis gibi bir lokum ile ikram edebilirsiniz.

Nar Gourmet Kahve Çeşitleri İçin Tıklayınız.

Türk şekerciliğinin en önemli buluşlarından; Lokum

geleneksel-turk-lokumu

Türk şekerciliğinin en önemli buluşlarından birisi olan lokumun ünü sınırları aşmış ve tüm dünyaya yayılmıştır. İlk icadından itibaren, yapımı ve içeriği büyük bir sır olarak algılanan lokum ilk yapıldığında boğazı rahatlatma özelliğinden dolayı “rahatü’l-hulkum” adı ile anılmaya başlamış. Daha sonra “rahat lokum,” “latilokum” ve sonrasında da “lokum” olarak literatüre geçen geleneksel tatlımız, bir İngiliz turist tarafından “Turkish Delight” adı ile tüm dünyada tanınmıştır. İstanbul’a gelen tüm gezginlerin lokum alıp ülkelerine götürmeleri ile tanınan lokum daha sonraları ihraç edilmeye de başlanmıştır. Ünü sınırları aşan ve herkes tarafından bu kadar beğenilen lokumun içeriğinin ne olduğunu ve nasıl yapıldığı uzun seneler boyu bir sır olarak kalmıştır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, lokumun ana malzemelerinden olan nişastanın yemeklerde kullanılmamasıydı. Saydamlığı ve kendine has özel bir dokusu olmasından dolayı karmaşık bir malzeme listesi ve yapılış metodu olduğu tahmin edilen lokumun iki ana malzemesi vardır; şeker ve nişasta. Buna eklenen su ile kaynatılarak belli bir kıvama gelir sonra içine aroması (ör: Antep fıstığı, fındık, damla sakız vb.) katılır. Ancak malzeme listesi bu kadar basit olmasına rağmen yapımı büyük ustalık ve titizlik gerektirir. Bu sebeplerden dolayı da lokumun yapımı uzun seneler boyunca büyük bir sır olarak kalmıştır.

Nişasta soğuk suda eritildikten sonra içine şeker eklenerek bir tencereye konur. Hafif ateşte devamlı aynı yönde hiç duraksamadan çevrilerek ortalama 2 saat kadar kaynatılır. İstenilen kıvama geldiği zaman, içine eşit miktarlarda pudra şekeri ve nişasta serpilmiş tahta kalıplara dökülür. İyice soğuyup sertleştikten sonra tezgaha ters çevrilerek, küpler halinde kesilir ve yapışmaması için yine pudra şekeri ve nişasta karışımı ile harmanlandıktan sonra tüketime hazır hale gelir.
Eskiden beri ziyaretimize gelen misafirlerimizin ağızlarını tatlandırmak, kahvenin yanında sunmak için mutlaka evlerimizde lokum olması, gelenektendir. NAR Gourmet’nin bayramlarda kahve eşliğinde sunulan lokumu, bir göreneği sürdürüyor olmanın naif mutluluğunu yaşatıyor…

Nar Gourmet Geleneksel Türk Lokumları için Tıklayınız

Ödemiş Pazarı

odemis-pazari

Kendine has bir coğrafyası, iklimi ve toprak yapısı ile Anadolu’nun en verimli topraklarını barındıran Ege bölgesinin pazarları meşhurdur. Bu pazar yerlerinden Ödemiş pazarı, çevredeki tüm yerel üreticilerin kendi topraklarından, çiftliklerinden ve evlerinden getirdikleri taze, el emeği ürünlerini getirdiği ve sattığı pazarlar içinde en büyüğü ve en bilinenidir. Toplamda 11 cadde, 14 sokak ve 2 meydandan oluşan bu pazar yerinde pazarcıların çok büyük bir kısmı Ödemiş’li. Yerel ve mevsimsel ürünlerin satıldığı pazar tezgahlarında her mevsim farklı renkler hakim oluyor. Bahar aylarında ise tezgahlarda yeşiller hakim. Taze meyve ve sebzelerin yanı sıra süt ve süt ürünlerinden de adından haylice söz ettiren Ödemiş ilçesinin taze çökelek peynirleri, tulum peyniri ve tereyağının lezzetleri isedillere destan. Yöreye has nohut mayasından yapılan ekmekleri ve beş ayrı undan yapılan peksimetleri ise başka hiç bir yöremizdekine benzemez. Tüm bunların yanı sıra Ödemiş ile özdeşleşmiş boy boy patatesleri ise tezgahlarda yerlerini her daim koruyorlar. Yolunuz bu günlerde Ödemiş’e düşerse Cumartesi günleri kurulan bu pazar yerine mutlaka uğrayın ve mutfağınız için alışveriş yapın.

Mevsimin en tatlısı; Çilek

cilek

Mevsimin en canlı renkli ve hoş kokulu meyvelerinden çilek, herkes tarafından çok sevilen ve mevsiminde bolca tüketilen bir meyvedir. İçinde bulundurduğu antioksidanlar sayesinde hastalıklara karşı vücut direncini arttıran, kalp ve damar sağlığını koruyan ve kötü kolesterol seviyesini aşağılara çekme özelliğini bünyesinde barındıran çilek aynı zamanda tam bir C vitamini deposudur. Yüksek miktarlardaki E ve K vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, demir, fosfor, potasyum, çinko, bakır, manganez, omega 3 ve 6 içeriği ile bünye için gerekli olan şeker miktarını da karşılayan çilek, mevsiminde ve kararında tüketildiği zaman insan vücudu için çok faydalıdır. Çileği tek başına tüketmenin yanı sıra, yoğurt ve pudra şekeri ile birlikte, keklerinizde, hafif tatlılarınızda da kullanabilir, kış boyu bu lezzetli ve faydalı üründen faydalanmak için hoşafını yapabilirsiniz.

Tam mevsiminde toplanan taptaze ve olgun meyvelerle üretilen
Nar Gourmet Çilek Reçeli için Tıklayınız.

Zeytinyağlı İç Bakla

bakla

Malzemeler
300 gr. Taze iç bakla, derisi her iki tarafından bıçak ucu ile çentilmiş
1 adet Soğan, ufak küp doğranmış
2 diş sarımsak, ezilmiş
4 çorba kaşığı NAR Gourmet Erken Hasat Zeytinyağı
2 çay kaşığı Tuz
1 çay kaşığı Şeker
½ bağ Dereotu, sapları ayıklanmış ve iri doğranmış
½ su bardağı Su

Yapılışı
Yayvan bir tencerede zeytinyağını biraz ısıtın, önce soğanları sonra sarımsağı ekleyin ve hafif pembeleşinceye kadar kavurun. Soğanlar yumuşayınca iç baklaları ekleyin. 2-3 dakika çevirdikten sonra, tuzu, şekeri ve suyu ekleyin. Kapağı hafif aralık olarak kısık ateşte 20-30 dakika, iç baklalar yumuşayıp kabukları büzüşünceye kadar pişirin. Ateşten aldıktan sonra dereotunu ekleyin ve soğuduktan sonra servis edin.

Güneydoğu Anadolu’nun İsli Lezzeti….

firik-pilavi

Yurdumuzda ağırlıkla Orta ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz mutfak kültüründe kullanılan firik buğdayının kendine has bir aroması vardır. Genç buğday başaklarının içinde bulunduğu kılçıklı kısmın ateş üzerinde kavrulması ve avuç içinde ovuşturularak buğday tanesinin üzerindeki kabuğun çıkması ile ortaya çıkan buğday tanelerine verilen isimdir firik. Kavrulma işlemi sırasında yanan sapların çıkardığı dumanın is kokusunun firiğe geçmesinden dolayı kendine has tütsülenmiş bir kokusu ve tadı vardır. Buğdayın daha çok dayanması için geliştirilen bu yöntem, zamanla tadı için yapılır bir hale gelmiştir. Firik buğdayının kendine has aroması ve bulgurdan biraz daha sert olan yapısı ile pilav olarak pişirilmeye ya da dolma ve sarma içlerinde kullanmaya çok müsait bir tahıldır. 100 gramında 12 gr protein, esmer pirinçten 4 kat fazla lif bulundurmanın yanısıra kalsiyum açısından da zengin olan bu tahılı mutfaklarınızdan eksik etmeyin.

Toprağı Delen Sürgün; Kuşkonmaz

kuskonmaz

Latince adı ile “asparagus officinalis,” Türkçe’siyle kuşkonmaz bitkisi, bahar ayları gelip te havalar ısınınca sürgünleri toprağı delerek çıkar ve boyu 20-24 cm’yi bulduğunda da hasata hazır hale gelir. Kuşların konacak dalı olmadığı için adının kuşkonmaz olduğu ileri sürülen bu lezzetli bahar sebzesi, A,B1,B2,B6 ve C vitaminleri, folik asit, fosfor ve potasyum açısından çok zengin lifli bir sebzedir. Ayrıca kum döktürücü, kalbi güçlendirici ve kanı temizleyici özelliği ile çok eski çağlardan beri tüketilmektedir.

Yurdumuzda genelde yabanisi daha çok tüketilir. Sarmaşık, avronyes, izvinye, aspariçe, asfaraca ya da tilkişen gibi farklı adları ile anılan yabani kuşkonmazın, en sevilen yemeği ise yumurtalı kavurmasıdır. İklimi ve toprak yapısı ile kuşkonmaz yetiştiriciliğe çok uygun olan ülkemizde, kuşkonmaz tarımı ilk defa Cumhuriyet’in kuruluş döneminde, Atatürk’in isteği ile Yalova Devlet Çiftliğinde üretilmiştir. Yine Cumhuriyet’in kuruluş döneminde yabancı misafirlere verilen özel davetlerde kuşkonmaz ikram edildiği de o döneme ait davet mönülerinde görülebilir.

Pişirmesi çok kolay olan kuşkonmazın botanik anlamda iki çeşidi bulunmaktadır. Yeşil ve mor. Beyaz kuşkonmazlar ise yeşil kuşkonmazın güneş görmeden toprak altı yetişmesi ile olur. Mor kuşkonmazın şeker oranı yeşile oranla biraz daha yüksek olduğu için çiğ olarak salatalarınızda ya da cacık içersinde tüketebilirsiniz. Yeşil ya da beyaz kuşkonmazın sert sap kısımlarını (ortalama 2cm kadar) kestikten sonra, tuzlu kaynar suda makarna gibi 6-7 dakika haşladıktan sonra buzlu suya atıp süzerek, bir sos ile servis edebilir, makarnanıza ya da salatanıza ekleyebilir ya da yabanisinin çok sık yapıldığı gibi yumurta ile kavurarak servis edebilirsiniz.

İlkbaharın Yabani Otları

yabani-otlar

Havalar ısınıyor, günler uzuyor ve bütün coşkusu ile gelen bahar, mutfağa da damgasını vuruyor. Baharda doğanın yeşillenmesi gibi mutfaklarımız da adeta yeşeriyor…bakla ile başlayan bahar yeşilleri, enginar, bezelye derken bahar aylarına özgü yabani otlar ile devam ediyor…

Yabani otlar açısından çok zengin olan yurdumuzda, her mevsimin kendine has otları ayrı bir ot şenliği ile kutlanır. Pazaryerlerinde tezgahları süsleyen sarmaşık, madımak, bakla filizleri, dağlama ve gelincik gibi bahar otları vücuda faydalı olmasının yanı sıra bütün kış yediğimiz ağır yemeklerin vücudumuzda biriktirdiği toksinlerden kurtulmak için birebirdir. Çoğu antioksidan bakımından zengin olan bu otlar ile yapılan yemekler hem çok besleyici hem de çok lezzetlidir.
Örneğin Anadolu’da en yaygın bulunan otlardan birisi madımaktır. Minik oval yaprakları olan, madımaktan Anadolu’nun çeşitli yörelerinde çok çeşitli yemekler yapılır. En bilinenlerinden biri olan pastırmalı madımak yemeği, başlı başına tüm besin değerlerini içinde barındıran bir yemektir.

Ege kıyılarında gezerseniz bu mevsimde hemen hemen her yerde karşınıza çıkacak yegane otlardan birisi ise sarmaşıktır. Acı bir tada sahip olan sarmaşığın herhangi bir yemeğini yaparken, dikkat edilmesi gereken bir püf noktası vardır. Acılığında kurtulmak için sarmaşık önce ayıklanıp, 5-6 cm’lik parçalar halinde doğranır sonrasında yıkanır. Sarmaşık ile yapılan en bilinen yemek ise yumurtalı kavurmasıdır.

Bu mevsimde eğer yolunuz Anadolu’nun herhangi bir yerine düşerse mutlaka bir halk pazarına uğrayın, tezgahların bu mevsimin yöresel otları ile bezendiğini göreceksiniz. Eğer bu otlardan alırsanız mutlaka nasıl pişireceğinize dair yerli halktan fikir almayı ihmal etmeyin.

Pastırmalı Madımak

pastirmali-madimak

Malzemeler
1kg. Taze madımak, yıkanmış ve ince doğranmış
8-10 dilim Pastırma, ince şeritler halinde kesilmiş
2 çorba k. Tereyağı
2 adet Soğan, orta boy, ince kıyılmış
2 diş Sarımsak, ince kıyılmış
½ su bardağı Bulgur, pilavlık, 30 dakika suda bekletilmiş
800ml. Su
2 çay k. Tuz

Yapılışı
Bir tencerede tereyağını eritin, içine önce soğanları ve sarımsağı ekleyin, soğanlar biraz pembeleştikten sonra pastırmaları ekleyin. Soğanlar yumuşayıncaya kadar soteleyin. Doğramış olduğunuz madımakları ekleyin. Sotelemeye devam edin. Tencereye bulguru, suyu ve tuzunu ekleyin, bulgurlar pişince ateşten alın ve yanında köy ekmeği ile sıcak olarak servis edin.
Not: Pastırmalı madımak, yapıldıktan bir gün sonra tüketilirse daha lezzetli olur.

Baharın Habercisi Enginar…

enginar

Enginar diye yediğimiz sebze gerçekte henüz açmamış bir çiçek goncası. Çiçekleri sebze yemeği; taze yaprakları ve kökleri ise ilaç yapımında kullanılan enginarın vücuda birçok faydası bulunur. A ve C vitaminleri, kalsiyum, potasyum, demir, manganez ve fosfor mineralleri açısından zengindir. Karaciğere çok faydalı olduğu gibi böbrek ve bağırsakların düzenli çalışmasına da yardımcı olur. Kandaki şeker oranını ayarlar, kolesterolü düşürür. Ayrıca kalbi ve damar sağlığını korumada etkilidir.

Ege ve Akdeniz bölgelerinde çok tüketilen enginarı, Antalya civarındakiler, taze yapraklarını haşlayıp, asma yaprağı gibi etli ya da etsiz sararak tüketirler. Karaburun’lular ise sadece yapraklarından zeytinyağlı yemek yaparlar. Aydın’lılar kellesinden çok saplarını kuzu etiyle pişirip yemeyi seviyorlar. Enginarın, mutfakların vazgeçilmez malzemesi haline gelmesi, bulunduğu toprakla ve yetiştirildiği bölgenin iklimi ile de yakından ilgilidir.

Akdeniz havzasında antik Yunan ve Roma’dan beri bilinen enginarın atası kengerdir. Kenger kelimesinin Persçe’den geldiği düşünülmektedir. Batı dillerinde enginara verilen isimler Arapça’da ki “Al Kharshuf/El Harşuf’tan türemiştir. El Harşuf İspanyolca’ya “alcarchofa”, İtalyanca’ya ise “arcicioffo” olarak geçmiş. İtalyanca’da da zamanla “carciofo” halini almış. Türkçede kullanılan enginar sözcüğü ise, Yunanca’da enginar için kullanılan ‘agkinara’ ya da ‘kinara’ sözcüğünden gelmektedir. İstanbul Rumları ise “anginares” derler.

Bildiğimiz enginar ilk olarak Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika’da yaygınlaşmış. Avrupa’da ilk tanışan Sicilyalılar, Venedikliler ve İspanyollar, Araplardan gelen bu lezzeti damaklarına ve dillerine buyur etmişler. Mitolojiye göre Cynara, Zinari adasında yaşayan, önce Zeus’un beğenip tanrıça yaptığı, sonra da hışmına uğrayıp enginar bitkisine dönüştürdüğü güzel bir genç kızdır. Bitkinin Latince ismi olan cynara scolymusa’nun da buradan türediği bilinmektedir.

Süzme Çiçek Balı

suzme-cicek-bali

Ardahan’ın adını söylerken bile insanın içine geniş bir nefes dolar. Yükseklerde yüzlerce çiçek çeşidi, aylarca karlar altında kaldıktan sonra, topraktan müthiş bir zenginlik ve neşeyle fışkırır. Rengiyle, kokusuyla, lezzetiyle Kafkas arılarını çağırır her biri…

Bir arının yarım kilo bal yapabilmesi için 4 milyona yakın çiçeğe konması gerektiği biliniyor. Arı hangi çiçeklerin özünü toplarsa balın rengi ve şeker oranı da farklılaşıyor, bir petek diğerine benzemiyor. Ardahan balının kendine has lezzeti işte buradan geliyor. Tertemiz toprağı ve iklimi, çiçeklerini öyle doğal kucaklıyor ki tarımsal ilaçlamaya ihtiyaç duyulmuyor. Her yaşta güvenle tüketilebilen bu zengin içerikli bal, özellikle Batı ülkelerinde yaygınlaşan alternatif bitkisel iyileştirme metodlarında giderek daha çok yer alıyor, tam bir şifa kaynağı olarak kabul ediliyor.

NAR Gourmet, Ardahan’ın 2000 m yüksekliğindeki platosunda Kafkas arılarının topladığı saf ve sağlıklı çiçek balını, sizin için sağlıklı cam kavanozunda sunuyor. Ardahan’ın püfür püfür esen rüzgarı size rengarenk çiçeklerin eşsiz kokusundan gelen benzersiz tadı armağan ediyor…

Ahşap Bal Çubuğu Hediyeli Nar Gourmet Çiçek Balını satın almak için TIKLAYINIZ.

Çam Fıstığı; Zeus’un Ağacının Meyvesi

cam-fistigi

Yunan mitolojisinin en güçlü ve önemli tanrısı olan Zeus, boğazına düşkünlüğü ile bilinir. Zeus’un en sevdiği yiyeceklerin arasında çam fıstığı bulunduğu için Kozak yaylasında ormanlar dolusu çam ağaçları diktirmiş. Fıstıkçamlarının ekonomiye kazandırılması Romalılar dönemine rastlamış ve daha sonra bölgeye Türkler’in yerleşmesi ile devam etmiştir. Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde yetişen fıstık, fıstıkçamının kozalağından elde edilmektedir. Kozak yaylası ve çevresinde bulunan toprak yapısının fıstık çamı yetiştirmeye uygun olması sebebi ile çam fıstığı Kozak yaylası ile özdeşleşmiştir. Dünyada üretilen diğer çam fıstıklarından daha iri ve dolgun olan çam fıstıkları dünyanın en kaliteli ve lezzetli fıstıkları olarak ünü ülke sınırlarını aşmıştır. Tatlılarımızda ve yemeklerimizde çam fıstığı kullanma kültürü Anadolu’nun hemen hemen her yöresinde vardır. Başta dolmalarda olmak üzere, helvalarda, içli köftede ve bazı böreklerin iç malzemesinde kullanılan çam fıstığı, bol miktarda protein, mineral ve vitaminler içerir.

Karadeniz’in Meşhur Yemeği Mıhlama

mihlama-2

Karadeniz bölgemiz ile özdeşleşmiş bir yemek olan mıhlama, muhlama ya da kuymak yemeği, basit gibi gözükmesine rağmen aslında püf noktaları olan ve yapılışı tecrübe gerektiren bir yemektir. Ancak doğru malzemeler kullanıldığında ve doğru pişirme yöntemi ile yapıldığında ortaya çok mükemmel bir lezzet çıkar. Kaliteli bir tereyağ, Trabzon’un kolot peyniri ya da iyi kalite bir dil peyniri ve en önemlisi de fırınlanmış iyi kalite bir mısır unu ile gerçekten ağzınıza layık bir mıhlama yapmak mümkün. Mıhlamayı yaparken dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise doğru bir pişirme yöntemi uygulamak. Örneğin kullandığınız tereyağı eriyip kaynama noktasına geldikten sonra mısır ununu eklemek ve peyniri ekledikten sonra ateşi kısmak gerektiği dikkat edilmesi gereken önemli hususlar. Peynir eklendikten sonra ise sadece dibinin tutmasını önleyecek kadar karıştırmak yeterli olmaktadır. İyi malzemeler ve doğru yöntem ile pişirilen mıhlamayı ister kahvaltıda istersenizde öğle ve akşam yemeklerinizde taze ekmek ile sıcak sıcak tüketerek tadına varabilirsiniz.

Bu mükemmel lezzeti bir de Nar Gourmet şeflerinin elinden tatmaya, sizi Nar Lokanta’da kahvaltıya bekleriz.

Türk Yemeklerinde Terbiye Kullanımı

terbiyeli-yemekler

Türk mutfağında konu terbiye olunca akla iki çeşit terbiye gelmektedir.  Birincisi “marinasyon” anlamına da gelen ve genelde ızgara et yemeklerinde kullanılan cinsidir. Buna en güzel örnek ise gerek döner gerekse terbiyeli şiş gibi yemeklerin yapımında kullanılan soğan suyudur. Osmanlı mutfağından beri süre gelen bu marinasyon aslında eti yumuşatmak ve lezzet katmak için yapılır. Diğer terbiye ise, sulu yemek ya da çorbalara katılan ve bir tür kıvam arttırıcı olan terbiyedir.  Örneğin terbiyeli kereviz yemeği,  yayla çorbası ya da paça çorbasında olduğu gibi. Bu tip yemeklerde kullanılan terbiyeler, yemeğin cinsine göre farklı çeşitlerde olabilir. Limon-un- yumurta, limon-yumurta, yoğurt- un- yumurta ya da yumurta-un terbiyesinde olduğu gibi bu çeşitli terbiyeler, yemek ve çorbalara besleyici değer ve lezzet katması ile mutfak kültürümüzün çok önemli unsurlarından biridir. Terbiye kullanımı diğer dünya mutfalarında da olmasına rağmen hiçbirisi Türk mutfağındakilere benzerlik göstermez. Özellikle de içinde yoğurt kullanılarak yapılan terbiye tamamen Türk mutfağına özgü bir metoddur.

Lahana Turşusu

lahana-tursusu

Mevsiminde yetişen meyve ve sebzeleri tüketmek sağlığımız için her zaman çok daha faydalıdır. İşte bu mevsim sebzelerinden olan lahannın da başlı başına birçok faydası bulunmaktadır. Ancak bu fayda, lahana turşu olarak tüketildiği zaman adeta ikiye katlanır. Lahana turşusu içinde barındırdığı C, K ve B6 vitaminleri, kalsiyum, potasyum, demir, fosfor, sodyum ve magnezyum gibi faydalı mineraller sayesinde insan sağlığı için bir çok fayda sağlar. Sindirim sistemini destekleyen bağırsak florasını arttırır. Cilt bozukluklarını düzenler, soğuk algınlığını gidermede ve metabolizmayı hızlandırarak kilo vermede yardımcı olur, hücre yenilenmesi ve beynin işlevlerini güçlendirmede faydalı olur. Aynı zamanda çok güçlü antioksidanlar içeren lahana turşusunu bu kış sofranızdan eksik etmeyin.

Bir Kış Klasiği; Boza

boza

Çok eski tarihlerden beri Türklerin hakimiyetinde kalmış tüm bölgelerde tüketilmiş bir kış içeceği olan boza, yüksek kalorili olduğundan vücudu sıcak tutar ve doygunluk hissi verir. Mısır, arpa, çavdar, yulaf, buğday, darı gibi çeşitli tahıllardan üretilebilen boza, fermente bir içecek olup, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini doğal olarak barındırmaktadır.  Bu sebeplede ortalama bir insanın bir günlük B vitamini ihtiyacı 2 bardak boza ile karşılanabilir.  Lifli bir gıdadır ve hiç yağ içermemektedir. Sindirimi düzenler ve bağırsak florasını olumlu yönde etkiler. Hafif mayalandığında ürettiği laktik asit çok kıymetlidir ve çok az gıda maddesinde olan antiseptik bir özellik taşır. Ayrıca zihin açıcı ve sinirleri yatıştırıcı bir etkisi olduğu da bilinmektedir.

Kış aylarının vazgeçilmez içeceği olan boza, akşam saatlerinde sokakta dolaşan boza satıcısının hüzünlü çağırışı ile bağdaşlaşmış en klasik içeceklerimizdendir.  Günümüzde artık bu sokak satıcılarına rastlamak mümkün olmasada boza artık her yerde kolaylıkla bulunabiliyor.  Bu kış aylarında soğuklara karşı direncinizi arttırmak için boza içmenizi tavsiye ederiz.

Trabzon Hurması mu yoksa Cennet Elması mı?

hurma

Ülkemizde her iki isimle de bilinen bu mucizevi meyvenin menşei aslen Çin’dir. Olgunlaşmadan yendiğinde suratınızı ekşitecek derecede mayhoş bir tada sahip olan bu turuncu meyve, olgunlaşıp yumuşadığında bal kadar tatlı ve reçel kadar yumuşak bir kıvam alır. Çiğ olarak tüketildiği gibi dilerseniz tatlılarınızda, özellikle muhallebide, ya da reçel yapımında kullanılabilir.

Yaz sonlarında oluşmaya başlayan meyve, Kasım – Aralık aylarında tüketime hazır bir hale gelir. B1, B2, B3 ve C gibi çeşitli vitaminler içeren Trabzon hurması, idrar ve balgam söktürücü olarak kullanıldığı gibi soğuk algınlığına da iyi gelir ve mide ve sindirim rahatsızlıklarını tedavide kullanılır. Her zaman mevsiminde çıkan meyvelerden tüketmek hem vücudumuzu o mevsimin şartlarına karşı korumakta bize yardımcı olur hemde dengeli bir beslenmeyi teşvik eder. Pazar tezgahlarında yerini almış olan bu canlı turuncu renkli meyveden kısa mevsimi süresince sık sık tüketin. Eğer olgunlaşmamış olanlar varsa evde temiz bir yere koyarak olgunlaşmalarını bekleyebilirsiniz…

Nuh’un Ambarı Ürünlerinden NAR Gourmet Zeytinyağlarına…

nuhun-ambari

Slow Food‘un 2012 senesinde başlatmış olduğu, ESSEDRA (Kırsal Alanlarda Çevresel ve Sosyo- Ekonomik Sürdürülebilir Kalkınma) Projesi ile Hem Balkanlar’da hem de Türkiye’de bulunan olağanüstü gıda biyoçeşitliliğine ve artizan ürünlerine yansımış kimlikleri koruyabilme ve devamını getirebilmesi için uygun şartların sağlanması hedeflenmektedir. Anadolu’nun verimli topraklarında yetişen türlü ürünlerin tanıtımı için geçtiğimiz hafta Sirha fuarında düzenlenen Anadolu Lezzet Envanteri standında bu ürünlerin bir kısmı tanıtıldı. Katılımcılar aynı zamanda bir çoğunun tadına bakma şansını da yakaladılar. ESSEDRA projesinin altında faaliyet gösteren Nuh’un Ambarı projesinde yerel ekonomileri desteklemek amacıyla, bu kaynakları yeniden keşfetmek ve ve değer kazandırmak bu bölgelerdeki sürdürebilirliği arttırırken aynı zamanda bu kültürlerin de yok olmasını engellemektedir.

Bu ürünlerden birisi olan Mardin yöresinin “halhalı” zeytini ve zeytinyağı NAR Gourmet’in geçen sene hayata geçirdiği “Zeytinin İzinde” projesinde de ele alınan ve ekonomik değer kazandırılmaya çalışılan ürünlerden birisidir. Mardin ilinin Derik ilçesine has olan bu zeytin, diğer çeşitlere nazaran daha geç olgunlaşan ve soğuğa karşı duyarlı bir zeytin türüdür. Halhalı cinsi zeytinden elde edilen yağ, zengin besin değerine sahip olup klorofil ve karotenoid içeriği yüksektir. Hafif acımsı ve güçlü tadı ile kendine has bir lezzeti ve zeytinyağı uzmanları tarafından da onaylanmış eşsiz bir lezzete sahiptir.

Bu eşsiz lezzeti, bir dilim ekmek üzerinde, taze keçi peyniri eşliğinde ya da deniz mahsülleri yemeklerinde tadımlayabilirsiniz.

Halhalı İçin Sipariş Ver

Yurdumuzun yabani otları

yabani-otlar

Türkiye toprakları adeta bir endemik bitki bahçesidir. Yenilebilir yabani otlar bakımından da son derece zengin olan Türkiye’de, Avrupa’nın toplamından daha fazla bir çeşitlilik vardır. Bereketli toprakları ve iklim çeşitliliği ile her yörenin kendine has değişik otları mevcuttur. Sonbaharın gelmesi ile doğada iyice kendini göstermeye başlayan yabani otlar, şu sıralar sofralarımızı da süslemeye başladı. Vücudumuzda oluşan toksinleri atmanın en kolay ve lezzetli yollarından birisi ise mevsiminde bu antioksidan değerleri yüksek yabani otları tüketmekten geçiyor.

Toprakta kendiliğinden yetişen bu yabani otlar, toplanıp, doğru pişirme yöntemleri ile pişirilince besleyici ve sağlığı koruyucu etkilerini korumaktadır. İçinde bulunduğumuz mevsimin otlarından olan ısırgan otu, akkız, cibez, turp out, radika, zaho gibi otlar özellikle yöresel pazarlarda kolaylıkla bulunabilir.

Dünyanın en pahalı bitkisi Safran

safran-ciceki

Günümüzde en pahalı baharatlardan birisi olarak adlandırılan safran bitkisi, uzun çağlardan beridir insanoğlu tarafından gerek yemeklerde gerekse boya maksatlı kullanılmaktadır. Osmanlı mutfağında karabiberden sonra yemeklerde en sık kullanılan ikinci baharat olan safran, İslam dünyasında da sıkça kullanılmaktaydı. Yüksek aromasının yanı sıra yemek ve tatlılara çok hoş bir renk de veren safran; pilav ve et yemekleri için sirke içinde, tatlılar içinse gül suyu içinde çözündürülerek kullanılırmış.

Ülkemizde safran bitkisi Safranbolu ve civar köylerinde yetişmekte olup, yıllık üretimi ortalama 15 kg. kadardır. 15 Ağustos ve 15 Eylül tarihleri arasında ekimi gerçekleşen bitkiler, 15 Ekim – 15 Kasım tarihleri arasında çiçek açar ve hasatı yapılır. Gerçek safran baharatı, çiçeğin içinde bulunan kırmızı liflerdir. Sarı kısımlar ve safran çiçeğinin kendisini de farklı amaçlar için kullanılmaktadır.
Günümüzde safran neredeyse sadece zerde yapımında kullanılsa da aslında birçok faydası olan bir baharattır. Hücre yenilemek, sindirim sisteminin iyi çalışmasını sağlamak, sinirleri yatıştırmak, kalp ve damar açıcı olarak türlü faydaları olan bu baharatı dilerseniz çay yaparak da tüketebilirsiniz. Bir su bardağı sıcak suya 2-3 lif safranı atıp, 5-6 dakika beklettikten sonra içebilirsiniz. Eğer safranı mutfağınızda daha sık kullanmak isterseniz , etli yada etsiz yahnilere, çorbalara, tavuk ve balık soslarına, kek veya kurabiyelerinize ekleyerek değişik safranlı lezzetler de yaratabilirsiniz.

(Koku ve lezzetinden daha fazla yararlanabilmek için sadece 3-4 lif safranı 3 saat kadar, yerine göre sirke ya da gül suyu içinde beklettikten sonra yemeğin içine karıştırarak kullanabilirsiniz.)

Limon

limon

Akdeniz bölgesinin en önemli C vitamini kaynaklarından olan limon, yemeklere lezzet vermesinin yanısıra sağlık açısından da hayli önemlidir. Salatalarda, bazı yemek ve çorbalarda kullanılması hem sindirimi kolaylaştırır hem de yemeklerin daha lezzetli bir hale gelmesini sağlar.

Limonun çeşitli faydalarından yararlanmak için sadece yemeklerde kullanmakla kalmayıp, limon suyu ile yapabileceğiniz basit bir kür sayesinde vücudunuza çok büyük bir iyilik yapabilirsiniz. Her sabah aç karnına bir su bardağı ılık suya ½ limonunun suyunu sıkarak bakın vücudunuza nasıl faydalar sağlayabilirsiniz. Limon suyunun içinde bulunan potasyum, kalsiyum ve magnezyum sayesinde vücudunuzun ihtiyacı olan elektrolitler sağlanır. Karaciğerin temizlenmesinde, eklem ağrılarının giderilmesinde, soğuk algınlığının önlenmesinde, metabolizma ve damarların temizlenmesinde, yüksek tansiyonun düşürülmesinde, böbrek taşı gibi kalsiyum depozitolarının oluşumunu engellemede ve sindirim sisteminin düzenli olarak çalışmasında çok büyük faydalar sağlar.

Ayrıca cildinizin daha sağlıklı olmasına, kilo vermenize, vücudunuzda dolaşan serbest radikallerin atılmasına ve bağışıklık sisteminizin güçlenmesine de yardımcı olur. Gelin vücudunuza bir iyilik yapın ve her sabah aç karnına limonlu su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Pastırma

pastirma

Genellikle “pastırma yazı” diye adlandırılan döneme girdiğimiz için bu döneme adını veren pastırmaya ve kısa da olsa tarihçesine değinmek istedik.

Orta Asya’da yaşayan Türklerin ellerinde fazla kalan yiyecek maddelerini bozulmadan saklamak  için geliştirmiş oldukları yöntemler, günümüze kadar gelen bazı gıda maddelerinin temelini oluşturur. Bu gıda maddelerinin başında ise pastırma gelmektedir. Orta Asya steplerinde yaşayan Türk boyları, fazla kalan etlerini tuzlayarak kurutur ve kışın tüketirlerdi. Tarihte bilinen en eski et muhafaza yöntemlerinden olan tuzlama yönteminde ,tuzlanan etler güneşte asılarak kurutulur. Orta Asya’dan gelen Türkler’in bir icadı olan pastırma ise hemen hemen aynı yöntemler ile yapılan Türkler’e has bir et türüdür.

Pastırma’nın Anadolu’ya hangi tarihlerde ve nasıl geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber, Selçuklular tarafından getirildiği tahmin edilmektedir. Anadolu’ya gelen pastırma özellikle Kayseri’liler tarafından benimsenmiş ve yapım tekniği geliştirilmiştir. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde bahsi geçen Kayseri pastırması, bize 17. Yüzyılda bile Kayseri’lilerin pastırmasının ünlü olduğu bilgisini vermektedir.  Anadolu’da farklı yörelerde de pastırma yapılmasının yanı sıra Kayseri şehri adeta pastırma ile özdeşleşmiş bir merkezdir. Bunda en büyük rolü Kayseri’nin rutubetsiz iklimi, nitratlı suyu ve pastırma yapımının nesilden nesile, ustadan çırağa geçmesi oynar.

Pastırma yapımında en elverişli mevsim sonhabardır. Genellikle Eylül ayının ikinci yarısı başlayan pastırma yapımı, sonbaharın sonlarına kadar devam eder. Havaların açık, güneşli, düşük rutubetli  ve hafif rüzgarlı olması, pastırmanın kuruması ve olgunlaşması için en uygun hava koşullarıdır. Ayrıca bölgenin suyunun içinde bulunan nitrat, pastırmanın kendine özgü rengini ve uzun süre dayanabilmesini sağlar.

Pastırma alırken dikkat  edilecek hususlardan biri renginin kırmızı olması ve satır ile kesilerek ince dilimlenmesidir. Taze olarak tüketilebileceği gibi, yumurta ya da domates ile, kuru fasulyenin içinde, börekte ya da çeşitli yörelerde gördüğümüz üzere bulgur pilavında ya da yaprak sarma içinde tüketilir. Atalarımızdan miras kalan bir değer olan pastırma, eşleştiği her yemeğe mükemmel bir lezzet katar.

Bal

bal

Nar Gourmet, tüm Türkiye’yi dolaşıp, özenle seçtiği lezzet ve sağlık mucizelerini sunuyor size. Ardahan’ın her bahar topraktan adeta fışkıran rengarenk çiçeklerinden, Fethiye’nin mis kokulu narenciyelerinden, Marmaris’in çamları, Kırklareli’nin meşelerinden gelen doğanın armağanı rayihaları taşıyor hayatınıza. Her biri birer şifa kaynağı, her biri lezzetleriyle gerçek bal lezzetinin seçkin bir örneği. Arıların doğanın özünü toplayarak yaptığı saf balın benzersiz tadı, Anadolu’nun uzak diyarlarında hayat bulsa da, Nar Gourmet özeniyle şimdi size ve sevdiklerinize çok yakın. Nar Gourmet Anadolu Balları

Palamut

palamut

Eylül ayında başlayan palamut balığı Şubat ayına kadar devam eder. Yakalanmayan palamutlar giderek daha da büyür ve yağlanır. Palamut boylarına göre farklı isimler ile anılır. Bu isimler kaynaktan kaynağa farklılık göstermektedir. Boy uzunluklarına göre palamut çeşitleri aşağıdadır:

Palamut Cinsi – Boyutları
Palamut vonozu: 12-16 cm
Kestane palamudu: 16-22 cm
Çingen palamudu: 22-28 cm
Palamut: 28-35 cm
Zindandelen: 35-40 cm
Torik: 40-45 cm
Sivri: 45-55 cm
Altıparmak: 55-65 cm
Piçuta: 65 cm ve üzeri

Palamut yağlandıkça daha çok fırında ya da ızgarada pişirilmiş olanı tercih edilir, tavası ağır olur, o yüzden de genelde yapılmaz. Göç eden bir balık türü olduğundan ve Türkiye denizleri de bu göç yolu üzerinde bulunduğundan her sene bu mevsimlerde bolca palamut tüketilir.

Osmanlılar döneminde, eti yağlı ve hazmı zor bir balık olarak kabul edilirmiş dolayısı ile de tüketimi fazla değilmiş. Oysaki Hristiyan nüfus için, özellikle perhiz dönemlerinde, tavasını, pilakisini, köftesini ve kebabını yaptıkları önemli bir besin kaynağıymış. Günümüzde lakerdasından, pilakisine, ızgarasından buğulmasına kadar farklı şekillerde hazırlanan palamutun sağlığa da çok faydası vardır.

Bol miktarda protein, D vitamini, fosfor, sülfur ve vanadyum bulundurur. Özellikle protein kas gelişiminde ve diş etlerinin kuvvetlenmesi için önemlidir. Sizde içinde bulunduğumuz mevsim itibarı ile bu faydalarından yararlanmak için bol bol palamut tüketin.

Mevsimin meyvesi, mürdüm eriği

murdum-erigi

Ağustos sonlarında çıkan ve eylül ayı itibariyle lezzeti doruk noktaya ulaşan mürdüm eriği, içerdiği mineraller bakımından özellikle karaciğer ve böbrekler için çok faydalı bir meyvedir. Kan şekerini yavaş yükselttiğinden tokluk hissi verir ve metabolizmayı hızlandırır bu sebeple de diyet yapanlar için çok uygundur. Kalp ve tansiyon problemi yaşayanların da faydalanabileceği bir meyve olan mürdüm eriği, C vitamini ve potasyum içeriği açısından zengindir ve antioksidan özelliklere sahiptir. Bu sebeple de serbest radikallere karşı savaşır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücut direncini arttırır.

Reçeli, marmelatı, kompostosu ve kurusu yapılan mürdüm eriğinden aynı zamanda lezzetli turtalar da yapabilirsiniz.

Domatesin Hası…

domatesin-hasi

Çanakkale domatesi, yetiştiği toprak ve iklime göre diğer domateslerden farklı özellikler barındırır. Yapılan araştırmalarda 12 değişik özelliği kaydedilen Çanakkale domatesi; rengi, asit oranı, şeker durumu, ve C vitamini ile farklı bir lezzete sahip etli bir domates türüdür. Temmuz aylarında hasadına başlanan Çanakkale domatesleri, Ağustos sonu Eylül başı gibi özleyenleri ile buluşur. Domates; demir, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri ile A, B ve C vitaminleri açısından oldukça zengin bir besindir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına sebep olur, kanı temizler, kansere karşı koruyucu özelliği bulunur, kalp hastalıkları, damar sertliği ve romatizmaya iyi gelir, yaşlanmayı geciktirir ve cilde tazelik verir. Bu mevsimde bolca bulunan Çanakkale domateslerini, ister yemeklerinizde ister de salatasını yaparak sık sık tüketmenizi tavsiye ederiz.

Osmanlılar’dan günümüze, Türk mutfağına gelen lezzetler

karniyarik

Osmanlı İmparatorluğu çok geniş bir bölgeye yayılmış, çok güçlü Sultanların hükmettiği bir uygarlık olarak tarihe imzasını atmıştır. Osmanlı imparatorluğunun süre geldiği dönemde, imparatorluğu yöneten güçlü sultanların ellerinde bulunan maddi imkan neredeyse başka hiçbir hükümdarın elinde bulunmazdı. Bu aynı zamanda bu hükümdarların istedikleri her türlü yiyecek maddesini ve o yiyecek maddelerini pişirmekte usta olan aşçılarını payitahta getirmekle ilgili de hiçbir sıkıntıları olmdığının en büyük göstergesiydi.

Osmanlı mutfak kültürünün oluşması ise bu geniş coğrafyaya yayılmasıyla ortaya çıkmış, farklı ürünler ve farklı pişirme yöntemleri kullanılan çok zengin bir mutfak olmuştur.
İşte karnıyarık ta bu örneklerden biridir. Aynı yemek içersinde kullanılan birkaç farklı malzeme ve üç farklı pişirme yöntemi ile Osmanlılar’dan günümüz Türk mutfağına gelen en güzel lezzetlerden biri olarak yerini alır.

Tam bir yaz yemeği olan karnıyarıkta, öncelikle içine konulan kıyma, soğan ve salça ile kavrulur. Alacalı olarak soyulan patlıcan ise bütün halinde kızartılır. Daha sonra bu iki farklı yöntemle pişen iki farklı ürün bir araya getirilir. Kavrulmuş kıyma patlıcanın karnının yarıldığı yere doldurulur ve bu şekilde son pişirme yöntemi olarak da fırında pişirilerek, ağızlara layık bir yemek haline gelir. Patlıcanların lezzetinin dorukta olduğu bu dönemde kesinlikle yapmanızı tavsiye ederiz.

Kana Kana İçmeye Doyamadığımız Ayran

ayran

Sıcak yaz günlerinde kana kana içmeye doyamadığımız ayranın, bize Orta Asya Türkler’inden kalan bir miras olduğunu biliyor muydunuz? Önceleri göçebe bir hayat stili benimsemiş olan Orta Asya Türkleri avcılık ve toplayıcılıkla uğraşırken, daha sonraları, sırası ile koyun, keçi ve inek gibi hayvanları ve yabani olarak yetişen çeşitli bitkileri evcilleştirerek yavaş yavaş yerleşik hayata geçmişlerdir.  Başlıca gıdaları ise et ve süt ürünleri gibi her türlü hayvansal gıdalardan oluşurdu. Bu tür gıdaların içinde, o çağlardan günümüze kadar uzanan en önemli miraslardan birisi ise yoğurttur. Yoğurt, açıkta kalan sütün doğal yollar ile yani, havada bulunan laktik asit bakterilerinin sütü pıhtılaştırması sonucu oluşmuştur.  Yoğurdu su ile karıştırarak likit bir kıvama getirilerek oluşan ayran, hem yemeklerin yapımında, hem kuruttukları yufka ekmeğini ıslatmada hem de içerek tüketilen çok önemli bir gıda maddesi haline gelmiştir. Bu sıcak yaz günlerinde kaybettiğiniz minarelleri geri depolamak ve serinlemek için ayran içmenizi tavsiye ederiz. Dilerseniz ayranınızın içine nane, dereotu ya da fesleğen gibi taze baharatlar katarak çeşnilendirebilirsiniz.

Yaz boyu her Pazar, Sait Halim Paşa Yalısı’nda Nar Gourmet lezzetleri ile renklenen kahvaltı keyfi.

kahvalti-keyfi

Sait Halim Paşa Yalısı’nın Boğaz’a nazır bahçesi, pazar günleri Nar Gourmet lezzetleri ile renklenen kahvaltı keyfi ile canlanıyor. Görkemli mimarisi ve büyüleyici manzarası ile yalı, pazar kahvaltıları için eşsiz bir ortam sunuyor. Kahvaltı büfesinde Sait Halim Paşa’nın ödüllü şefi tarafından hazırlanacak geleneksel tatların yanı sıra Anadolu’nun nadide lezzetlerini geleneksel yöntemlerle sofralara taşıyan Nar Gourmet’in zengin ürün yelpazesinden seçilen bol ödüllü zeytinyağları, mevsimsel reçel ve marmelatları, yöresel bal ve seçkin ustaların hüneriyle hazırlanan lokum çeşitleri yer alıyor. Sadece pazar günlerine özel olarak hazırlanan yalıdaki kahvaltılar, 26 Temmuz’dan Eylül ayına kadar devam edecek.
info@saithalimpasa.com

Anadolu’nun Ekşi Mayalı Ekmek Çeşitleri, Nar Gourmet ile Sofranızda

ekmekler

Anadolu’nun sağlıklı lezzetlerini damak zevkimize sunmaya devam eden Nar Gourmet,  ekşi mayalı ekmek çeşitleri ile her öğüne özel sağlıklı alternatifler sunuyor. Bol tahıllı, Çavdarlı, Karışık Meyveli ve Cevizli Nar Gourmet Ekşi Mayalı ekmek, Nar Gourmet zeytinyağları, reçel ve marmelatları, pekmez ve bal çeşitleri ile iftar ve sahur sofralarınıza lezzet katıyor.

Nar Gourmet’in ürün çeşitliliğine lezzet katan Anadolu’nun ekşi maya ekmekleri, doğal mayalandırmayla yapılan ekmeklerdir. Geleneksel bir yöntem olan ekşi maya tekniği, hazır mayalardan çok önce buğdayın un haline getirilip su ile birleştirilerek bakterilerin aktive olmasının sağlanmasıyla, yaşayan bir maya üretimi ile ortaya çıkmıştır. Buğdayın anavatanı Anadolu’da tamamen geleneksel yöntemlerle yapılan ekşi maya kendine göre karakteristik özellikler kazanır; bu yüzdendir ki ekşi maya ile yapılan ekmeklerin birbirinden enfes lezzetleri de farklılık gösterir.

Nar Gourmet Ekşi Mayalı Ekmek Çeşitleri’nin Özellikleri;
Nar Gourmet Ekşi Mayalı Bol Tahıllı; Ayçiçek çekirdeği, malt unu, haşhaş tohumları ve yulaf kepeklerinin tam buğday unu ve ekşi maya ile bir araya gelmesiyle oluşan özel bir ekmek.

Nar Gourmet Ekşi Mayalı Çavdar Ekmeğiunu bilindiği üzere ekşitilmiş bir undur. Aynı zamanda vucudumuz için alabileceğimiz en yararlı buğday türüdür.  Çavdar unundan yola çıkarak köy unu ve Nar Gourmet Ekşi mayası ile hiç bir katkı maddesi kullanmaksızın yapılmıştır.

Nar Gourmet Ekşi Mayalı Cevizli Ekmek;Malt, tam buğday ve çavdar unu karışımını ve kavrulmuş cevizlerden oluşan harika tat. Nar Gourmet Ekşi mayasıyla yapılmıştır.

Nar Gourmet Kuru Meyveli Ekmek; Tam buğday unu, kuru meyveler ve Nar Gourmet Ekşi mayası ile yapılan en özellikli ekmeklerden biridir.

Afiyet olsun!

Nar Lokanta’da Ramazan Lezzetleri

ramazan

NAR Lokanta’nın iftar sofrası Ramazan ayında yine her zamanki gibi birbirinden lezzetli iftariyelikler ve klasik Türk mutfağının enfes yemekleri ile misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyor.

Şık ambiyansı, özel sunumu ile misafirlerini ramazan boyunca ağırlayacak olan Nar Lokanta’nın mönüsünde Anadolu mutfağının zengin lezzetlerini damak zevkimize sunan NAR Gourmet’in özel ürünleri yer alıyor.

Nar Gourmet’in eşşiz reçel, marmelat ve pekmezleri, yöresel peynir ve zeytin çeşitleri ve taş fırında pişmiş Ramazan pidesinin ardından Malhıtiye çorbası veya otlu çorbası ile başlayan iftar yemeği, etli soğan dolma, içli köfte ve saray usulü peynirli su  böreği gibi ara sıcaklar ve seçmeli ana yemekler ile devam ediyor.

Külbastı, kaşarlı köfte, tavuk pirzola ve sote sebze ve domatesli pilavdan oluşan Karışık Izgara Tabağı veya Sakızlı dana yahni kabaklı patlıcan beğendi ve ızgara gibi ana yemekler de menüde yer alıyor.

Nar, demirhindi, ahududu şerbetleri ve zencefilli limonata şerbetleri gibi geleneksel şerbetler ile taçlandırılan iftar yemeğinin sonunda ise NAR Lokantasının tatlı büfesinde, birbirinden muhteşem tatlılar misafirlerini bekliyor.

Kişi başı 95 TL (KDV dahil) olan Ramazanın vazgeçilmezi İftar yemekleriniz için www.narlokanta.com adresinden yerinizi ayırtabilirsiniz.

NAR Gourmet’nin Zengin Kahvaltı Sofralarıyla Güne NAR Lokanta’da Keyifle Başlayın!

kahvalti

Anadolu’nun tüm lezzetleri Nar Gourmet farkı ile Nar Lokanta’da sizleri bekliyor. Mutfak kültürümüzün yöresel zenginliği Nar Lokanta’da..  Kahvaltı geleneğini seçtiği özel yöresel ürünlerle şölene dönüştüren Nar Gourmet ve Nar Lokanta, zengin mönüsünü damak zevkinize sunuyor.

Nar Gourmet’in Anadolu Lezzetlerini, misafirperver sunumu ile renklendiren Nar Lokanta’da kahvaltı keyfinize Anadolu’nun dört bir köşesinden toplanmış taptaze lezzetler eşlik ediyor. Nar Gourmet’in zengin doğal ve katkısız reçel marmelatları; yöresel balları, organik meyvelerden ürettiği pekmezleri ve Türkiye’nin zengin zeytin kültüründen gelen zeytinyağları, eşsiz bir kahvaltı deneyimi sunuyor. Nar Gourmet’nin her biri lezzet harikası olan ürünlerinin eşlik ettiği zengin kahvaltı mönüsünde ayrıca Trabzon’un tereyağı, Ezine’nin beyaz peyniri, Trakya’nın eski kaşar peyniri, İzmir’in tulum peyniri, Anadolu zeytin çeşitleri, dana füme dilimleri, söğüş domates, salatalık ve mevsim yeşillikleri, Tokat’ın bazlaması, bişisi, Sarıyer’in meşhur kıymalı ve peynirli su böreği, mıhlama, tavada kızarmış yaprak peyniri, Antep omaçı; domates, beyaz peynir, maydanoz, taze soğan ve domates ile hazırlanmış minik köfteler, çökelek salatası; domates, salatalık, yeşil biber, lor peyniri, maydanoz, Kastamonu’nun sucuğu ile pişmiş sahanda yumurtaya dumanı üzerinde Nar Lokanta Taş fırınında özel olarak hazırlanmış sembusek, taze otlu lorlu pide, tahinli pide, tam buğday, haşhaşlı ekmek çeşitleri, poğaça ve simit çeşitleri bulunuyor. Bu lezzet şölenine ayrıca sınırsız sıcak içecek keyfi de dahil..

Anadolu’nun zengin kahvaltı kültürünü misafirperver bir karşılamayla deneyimlemek için www.narlokanta.com web sitesini inceleyebilir 0212 522 28 00 no’lu telefondan yerinizi ayırtabilirsiniz.

Gül Kokulu Bir Yolculuk:

gul

Nar Gourmet, YESAM ve Bora Jet’in “Gurme Lezzet Turları”nın bu seneki ilk durağı, “Güller Diyarı” Isparta oldu!

Isparta’nın tarihi dokusu ile mutfak kültürünü, bölgenin sembolü haline gelen ve sadece bu yöreye özgü yetiştirilen gülünü; gülün özenle işlenmesi ile açığa çıkan gül suyunun Osmanlı ve Türk yemek kültüründeki yerini yakından tanımak üzere, 29-31 Mayıs tarihlerinde bir yolculuğa çıktık…

Sagalassos Antik Kenti ve antik çağdaki yemek kültürüyle; hasat sırasında gül bahçelerinin baş döndürücü kokusuyla; Isparta’ya has kebap, Eğirdir Gölü’nün eşsiz manzarasında tattığımız sazan dolması ve yöreye has pek çok yerel lezzet ile büyülendik.

Hiçbir çiçeğin görmediği kadar sevgi ve öneme sahip olan güle yolculuğumuzu takiben; gerek tarihi gerekse mutfak kültürü açısından zengin Anadolu coğrafyasına devam edecek YESAM kültür turları hakkında detaylı bilgi almak için 444 4 287 no’lu telefonu arayabilir,  www.yemeksanatlari.org adresinden bilgi alabilirsiniz.

Dünya Gezginleri Nar Lokanta’yı Bu Yıl da “Mükemmeliyet Ödülü”ne Layık Gördü.

trip-advisor

Nar Lokantanın geleneksel ve modern yemek kültürü ve özel sunumu bu yıl da ödüllendirildi…

Dünyanın en büyük seyahat topluluğunu oluşturan TripAdvisor sitesi, kullanıcılarının yorum ve oylarıyla 2013 ve 2014 yıllarından sonra 2015’te de Nar Lokantası’nı “Mükemmeliyet Sertifikası” ödülüne layık gördü.

Türkiye’nin binlerce yıldır ev sahipliği yaptığı geleneksel ürünlerinin sergilenip tanıtılması hedefiyle geçmişi bugüne ve yarına taşıyan NAR Lokanta, damaklarda ve hafızalarda unutulmaz lezzetler bırakan eşsiz menüsü ile üst üste üçüncü yılda da TripAdvisor tarafından MÜKEMMELİYET SERTİFİKASI ile ödüllendirildi.

Dünya çapında 4,4 milyonun üzerinde konaklama yeri, restoran ve gezilecek yeri kapsayan ve aylık 315 milyona yaklaşan tekil ziyaretçinin konuk olduğu, 200 milyondan fazla yorum ve görüşün yer aldığı, dünyanın en büyük seyahat topluluğunu oluşturan Trip Advisor, Mükemmeliyet Sertifikası ödülünü kullanıcıların değerlendirme ve yorumları doğrultusunda veriyor.

TripAdvisor, Mükemmeliyet Sertifikası sahiplerini belirlemek için yorum puanları, genel değerlendirme, yorumların sayısı ve güncelliğinin de dahil olduğu, kullanıcılar tarafından oluşturulan çok çeşitli içerikleri temel alan özel bir algoritma kullanıyor.

NAR Lokantası, 2013 ve 2014 yıllarından sonra 2015’te de konuklarının yorumları ve yüksek puanları ile en çok tavsiye edilen seçkin restoranlar arasındaki yerini aldı.

Anadolu’nun yüzyıllar öncesinden gelen lezzetlerine yeniden hayat veren NAR Gourmet’nin, bu tatlarla oluşturduğu NAR Lokanta, hazırladığı özel menüsü ve zengin içeriği ile üç yıldır konuklarına mükemmellikten ödün vermeden hizmet etmeyi sürdürüyor.

Türkiye coğrafyası ve kültürünün seçkin lezzetlerini en doğal ve en taze bir şekilde sunarak geleneksel Türk mutfağını modern dünyaya taşıyan NAR Lokanta, üst üste üçüncü kez aldığı Mükemmeliyet Sertifikası ile konuk ağırlamadaki mükemmelliğini, ziyaretçilerinin takdiriyle bir kez daha tescillemiş oldu.

NAR Lokanta, yurt içi ev yurt dışından konuklarının layık gördüğü mükemmeliyet ödülleri ile geleneksel Türk ve Osmanlı mutfak kültürü değerlerinden oluşan yemekleri, “Saray Mutfak” kültüründen “Kırsal Mutfak” kültürüne kadar uzanan tüm mutfak kültürünü yarınlara taşımayı sürdürecek.

NAR Lokanta, Nuruosmaniye Cad.
ARMAGGAN No: 41 5. Kat
34120 Cağaloğlu / İSTANBUL

Nar Gourmet Anadolu Koleksiyonu Ödülleri Topluyor

altin-degerinde

Anadolu’ya özgü nadide zeytinlerden üretilen özgün zeytinyağı türleri ile uluslararası literatürde yer edinmeyi hedefleyen Nar Gourmet Anadolu Koleksiyonu’nun Antalya Beylik ve Antalya Tavşan Yüreği çeşitleri, İtalya’nın Milano kentinde düzenlenen Monocultivar Olive Oil Expo2015’te; ayrıca Antalya Tavşanyüreği çeşidi, NewYork International Olive Oil Competition 2015 (NYIOOC)’da ALTIN ödüle layık görüldü.

İtalya’da Nar Gourmet, zeytinyağı kalitesinde üstün fark yaratan üretici firmaların onurlandırıldığı Dinasty of the Year ödülünün de sahibi oldu.

Anadolu’nun doğal ve bölgesel ürünlerini, saflığını ve niteliğini özenle koruyup değer katarak sofralara sunan NAR GOURMET tarafından üretilen, “Anadolu Koleksiyonu” zeytinyağları, uluslararası değerlendirmelerde hak ettiği değeri buluyor.

Anadolu Koleksiyonu ürünlerinden Antalya Beylik ve Antalya Tavşan Yüreği, NAR GOURMET tarafından hayata geçirilen ”Anadolu Zeytinyağları Projesi” kapsamında üretiliyor. Türkiye’de ilk kez uygulanan proje ile Anadolu’nun eşsiz zeytinleri kendi bölgesinde toplanıp özel olarak tasarlanan bir tır ile yerinde, mobil olarak iki saat içinde işleniyor. Proje, kusursuz naturel sızma zeytinyağı üretiminde bir ilke imza atarken, üretimde tek çeşit tek bölge özelliğini vurguluyor. Monocultivar Olive Oil Expo organizasyonunda da bir bölgeye has tek çeşit yerel zeytinlerden edilen çok nadir yağları değerlendirilerek ödül veriliyor.

NAR GOURMET Genel Müdürü Samir Bayraktar, Anadolu Koleksiyonu ürünlerinin aldığı ödüller konusunda şunları söyledi: “Bugüne kadar gerçek değeri bilinmeyen yerel zeytin çeşitlerinden kusursuz natürel sızma zeytinyağı elde etmek için çıktığımız yolda ne kadar doğru adımlar attığımızı görüyoruz. Ürünlerimiz Türkiye’de olduğu kadar, dünyadaki uzmanlar tarafından da en değerli zeytinyağları arasında değerlendiriliyor. Zeytinyağlarımızın aldığı bu ödüller bizlere mutluluk ve gurur veriyor.”

Kuzugöbeği Mantarı Dolması

mantar

Avrupa’da nadir bulunan ve koruma altına alınan birçok mantar türü ülkemizde bol miktarda bulunmaktadır. Bu mantarlardan en önemlilerinden biri olan ve dünya mutfaklarında “morel” olarak adlandırılan kuzugöbeği mantarı ise, sözünü ettiğimiz mantar türleri içersinde en lezzetlilerinden biri olarak anılır.

Batı Anadolu’da görüntüsünden dolayı, kuzugöbeği adı verilmiştir. Bazı bölgelerimizde sadece “göbek”, “kara göbek”, “köme” olarak da adlandırılmıştır. Tarihte Türkler’in mutfağına ilk aldığı mantar olarak bilinir. Azerbaycan’da 16. yüzyılda yapılmış yemek tariflerine bile rastlanır. Çorum, Kastamonu ve Safranbolu yöresinde bu mantara Azericesine yakın bir ad olan söbelek veya sömelek verilmiştir.

İlkbaharın ortalarına doğru meydana çıkan kuzugöbeği mantarı taze olarak Fethiye-Kalkan-Kaş arasındaki yaylalarda bol miktarda bulunur. Fethiye’ye bağlı Yeşil Üzümlü Kasabası’nda her yıl Kuzugöbeği Festivali’yle karşılanmaktadır. Fethiye mutfağında terbiyeli çorbası, Çorum ve İskilipli kadınların mutfağında ise bulgurile yapılan dolması bilinir.

Biz sizinle Çorum ve İskilip çevresinden yapılan dolmasının tarifini paylaşmak istedik. Bu lezzetli yemeği kuzugöbeği mantarının tazesinin kolayca bulunabileceği bu mevsimde yapmanızı tavsiye ederiz.

(4 kişilik)

Malzemeler
20 adet Kuzugöbeği mantarı, irilerinden

İç harcı için
½ su bardağı Bulgur
½ demet Maydanoz, ince kıyılmış
1 çay kaşığı Kimyon
1 adet Domates, soyulmuş ve ince kıyılmış
2 adet Yeşil biber, çekirdekleri ayıklanmış, ince kıyılmış
1 çorba kaşığı Salça
1 çorba kaşığı Tereyağ
Tuz
Karabiber

Üzeri için
2 çorba kaşığı tereyağ

Yapılışı
Mantarları kaynar suda 10 dakika kadar haşlayın. Soğanı tereyağında yumuşayıncaya kadar kavurun. İçine önce biberleri sonra domatesleri ekleyip kavurmaya devam edin. Daha sonra bulgur, maydanoz, kimyon, salça, tuz ve karabiberi de ekleyip, bulgurlar hafif yapışana kadar kavurun. Hazırladığınız içi mantarların içine doldurun, mantarlı sığ bir tencereye dizin. Yarısına gelecek kadar su koyun ve çok kısık ateşte kapağı kapalı olarak 30-35 dakika bulgurlar yumuşayıncaya kadar pişirin.

Kaya Tuzunuza Aroma Katın

kaya-tuzu

Bir zamanlar para yerine kullanılan ve değeri altın ile ölçülen tuz, günümüzde sağlıkla ilgili çelişkiler yaratsa da her insanın belli bir miktar tuz tüketmesi vücudumuzun tam olarak işlevselliğini gösterebilmesi için zorunludur. Tuz olmadan beyin fonksiyonlarımızın işlemeyeceği gibi vücudumuzun %60’ını oluşturan suyun da damarlarda ve hücrelerde kalması mümkün olmaz.

Türkiye’de ve dünyada farklı farklı tuz çeşitlerine rastlanmaktadır. Ancak sofrada ve mutfakta kullandığınız tuzların cinsi ne olursa olsun kaya tuzu olması sağlık açısından büyük önem taşır. Kaya tuzu alt solunum yolları hastalıklarına iyi geldiği gibi, cildin güzelleşmesi ve stresin vücuttan atılması gibi faydaları da mevcuttur.

Bir tuz değirmeni içerisine doldurduğunuz kaya tuzunu, gerek yemek yaparken gerekse direk pişmiş yemeğe eklerken kolaylıkla kullanabilirsiniz. Eğer dilerseniz tuzunuzu çeşitli baharatlar ile çeşnilendirip, yemeklerinize hem tuzu hem de güzel baharat aromalarını aynı anda katabilirsiniz.

İşte size evde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz çeşnili tuz tarifleri:

Biberiye ve narenciye aromalı tuz: ¼ su bardağı kaya tuzu, 1 çay kaşığı kurutulmuş ve ince rendelenmiş limon kabuğu, 1 çay kaşığı kurutulmuş ve ince rendelenmiş portakal kabuğu, 2 çay kaşığı NAR Gourmet Organik biberiye.

Kimyon ve pul biber aromalı tuz: ¼ su bardağı kaya tuzu, 2 çay kaşığı NAR Gourmet Organik Pul Biber ve 1 çay kaşığı NAR Gourmet Organik Tane Kimyon .

Susamlı tuz: ⅛ su bardağı kaya tuzu, ¼ su bardağı NAR Gourmet Organik Susam
(Susam ve tuzu karıştırmadan önce susamları kuru bir tavada düşük ateşte hafif kokusu çıkana kadar ısıtıp ateşten alın. Soğuduktan sonra tuz ile birleştirin.)
Hazırladığınız tuzları, ızgara et, balık, tavuk, sebze ve kızarmış patates ile kullanabilirsiniz.

Nar Gourmet Anadolu’nun Eşsiz Yağlarını Koruma Altına Alıyor

zeytinin-izinde

“Anadolu Zeytinyağları Projesi”ni hayata geçiren Nar Gourmet, kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan eşsiz zeytinlerden üretilen zeytinyağı çeşitlerini dünyaya tanıtıyor. Anadolu’ya özgü nadide zeytinleri hasat edildikten sonra iki saat içinde Mobil Zeytinyağı İşleme Tesisi’nde işleyen Nar Gourmet, özgün zeytinyağı türlerinin uluslararası literatürde yer edinmesini hedefliyor.

Anadolu’nun doğal bölgesel ürünlerini, saflığını ve niteliğini özenle koruyup değer katarak sofralara sunan NAR GOURMET, “Anadolu Zeytinyağları Projesi” ile Türkiye’nin zeytinyağı üretimindeki ezberini bozuyor. Yerel zeytinyağı üreticilerinin desteklendiği “Anadolu Zeytinyağları Projesi” ile değeri çok az bilinen seçkin zeytinyağı türleri ulusal ve uluslararası ölçekte pazara sunuluyor.

Proje kapsamında, İtalya’da özel olarak üretilen zeytinyağı sıkım makinesini Türkiye’de mobil olarak hizmete sokan NAR GOURMET, Mardin, Hatay, Manisa, Mersin, Antalya, Ayvalık’taki yöresel zeytin çeşitleri ile zeytinin anavatanı Anadolu’nun zengin gen kaynaklarını açığa çıkarmayı ve eşsiz zeytinyağı türlerinin uluslararası literatürde yer edinmesini hedefliyor.

Sanayi Bakanlığı’nın destek verdiği proje ile yöresel çeşitlere ait meyveleri kendi ekolojisinde hasat edildikten sonra iki saat içinde işleyen NAR GOURMET, fabrikayı tarlaya taşıyarak kusursuz naturel sızma zeytinyağı üretiminde bir ilke daha imza atıyor.

NAR GOURMET Genel Müdürü Samir Bayraktar “Anadolu Zeytinyağları Projesi” kapsamında, Mobil Zeytinyağı İşleme Tesisi ile bugüne kadar gerçek değeri bilinmeyen ve sadece yerel pazarlarda değerlendirilen yerel zeytin çeşitlerinden kusursuz natürel sızma zeytinyağı elde etmeyi hedeflediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Ulaştığımız sonuçları hem bilim dünyası, hem sektör, hem de üreticiler ve yerel yöneticiler ile paylaşacağız. Bunun için bir zeytinyağı ekstraksiyon makinesini küçük bir ‘mobil zeytinyağı işleme tesisi’ne çevirdik. Bununla zeytini fabrikaya değil, fabrikayı zeytine ulaştırarak hasat edilecek zeytinlerin en kısa zamanda ve en kusursuz şekilde zeytinyağı olarak işlenmesini sağlayacağız. Proje ile ülkemizin butik zeytinyağı üretimi yapılan zeytin çeşitlerine yöresel çeşitlerin de katılması sağlanmış olacak, bunların yurt içi ve dışında alabilecekleri ödüller ile özellikle ülkemizin tanıtımına ve ihracatına büyük katkı sağlanacaktır.”

Türkiye’de tescil edilen 88 adet zeytin çeşidinin yalnızca %10’u ekonomik bir değer taşıyor. Bu da bir tır ile mobil hale gelen zeytinyağı işleme tesisinin her bir bölgenin mahsülünden yüksek kalite zeytinyağı elde edebilme açısından önemini daha fazla ortaya koyuyor. Proje ayrıca üretimde tek çeşit tek bölge özelliğini bir kez daha vurgularken, üreticinin ve yörenin kalkınmasına da katkıda bulunuluyor.

Mübadele Mutfağından Lezzetler

ege-denizinin-iki-yakasi

Türkiye ve Yunanistan arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan “Türk-Rum Nüfus Mübadele Antlaşması” ile 480 bin kadar Müslüman ve 850 bin kadar Anadolu’lu Rum zorunlu olarak yer değiştirdiler. Birçok insanın hayatını alt üst eden, yerinden yurdundan ayıran bu büyük göç ile insanlar, beraberinde alışageldikleri örf ve adetlerin yanısıra yemek kültürlerini de getirdiler. Mübadele sonucu Ege denizinin her iki yakasında da kendine özgü yemek kültürlerini yaratan bu halkların günümüze kadar taşıdıkları yemekler, Anadolu yemekleri ile birleşerek bir sentez oluşturmuştur. Balkan Türkler’inin beraberlerinde getirdikleri köfte ve börek çeşitleri, Girit Türkler’inin beraberinde getirdikleri ot ve zeytinyağı kültürünün günümüz yemek kültürüne katkısı büyüktür.

Özellikle konu zeytinyağı olduğu zaman, mübadillerin Anadolu’ya ayak basması ile zeytinyağı üretimi ve tüketimi belirgin bir şekilde artmıştır. Özellikle Ege bölgesinin en temel gıdalarından biri haline gelmesinin yanı sıra zeytinyağı, Akdeniz diyeti diye adlandırılan ve Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin mutfak kültürünü de kapsayan yeme alışkanlığının en temel besin maddesini oluşturmaktadır. Türk mutfağında “zeytinyağlılar” başlığı altında kategorize edilen yemek çeşitleri sadece mevsim sebzelerinden yapılmaktadır. Oysaki Akdeniz ve Ege bölgelerini de içine alan Batı Anadolu’nun yemek kültüründe zeytinyağı her yemeğin içinde, hatta kızartmaların yapılışında dahi kullanılmaktadır.

Sabah kahvaltılarında bile gerek fırından çıkan taze ekmeğin üzerine dökerek gerekse, kekikle bezenmiş taze bahçe domateslerinin üzerine damlatılarak tüketilen zeytinyağı, ayrıca haşlanmış yumurta dilimleri ya da zeytinyağında pişirilmiş sahanda yumurtaya da ayrı bir lezzet katar.

Anadolun’un Zengin Kahvaltı Sofraları

kahvalti

Günün en sağlıklı öğünü kahvaltı, Nar Gourmet’nin Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş tatlarına yeniden hayat veren yaklaşımı ve geleneksel yöntemlere duyduğu saygıyla, hak ettiği değeri bir kez daha buluyor. Nar Gourmet, özenle seçilmiş zeytinlerden soğuk sıkım elde ettiği zeytinyağları, özenle seçtiği meyvelerden el yapımı katkısız reçelleri, organik meyveleri kaynatarak hazırladığı pekmezleri ve her biri bölgesinin rayihalarını kusursuz bir şekilde taşıyan saf ballarıyla sağlıklı ve nefis bir kahvaltı için vazgeçilmez lezzetler sunuyor. Damaklarda uzun süre silinmeyecek izler bırakıyor.

Sirkeler Hakkında Bilmedikleriniz

elma-sirkesi

Sirke, mayalanabilir karbonhidrat kaynağı olan (şekerli) hemen hemen her üründen yapılabilmektedir. İki aşamalı bir fermentasyon süreci ile üretilmektedir. Yani doğal yollarla üretilen sirkede pek çok meyve çeşidi, yararlı mikroorganizmalar kullanılarak fermente edilmekte ve pek çok yararlı etkiye sahip bir sıvı oluşturulmaktadır.

Sirkenin tarihçesi şarabın/biranın tarihi kadar eskidir. İnsanoğlu sirkeyi binlerce yıldır çeşni ve gıda koruyucusu olarak kullanmaktadır. Ayrıca eski çağlarda sirke gıda olarak tüketilmesinin yanında ilaç olarak da kullanılmıştır. Hipokrat’ın sirkeyi enfeksiyon, iltihap ve ülserin temizlenmesinde kullandığı kaynaklarda yer almaktadır. O dönemde sirke ve baldan yapılan ilaç öksürük tedavisinde kullanılmıştır.

Son yıllarda sirke birçok sağlık sorununa çözüm olarak gündeme gelmektedir. Sirkenin antibakteriyel aktivitesi, kan basıncını düşürme konusundaki etkisi, kardiyovasküler hastalıkları azaltmadaki etkisi, antioksidan aktivitesi ve besin metabolizmasını teşvik etmesiyle ilişkili olarak pek çok araştırmaya konu olmaktadır ve sirke tüketimi artmaktadır. Düzenli sirke kullanımının glisemi (kan şekeri) kontrolü sağlayabileceği, yemeklerden sonra meydana gelen hiperglisemiyi kontrol etmekte kullanılabileceği, sirkenin antibakteriyel özellikleri, sirkede bulunan fenolik maddelerin antioksidan, antitümör, antimutajenik ve antikarsinojenik ajanlar olarak sağlığımızı koruduğu yönünde pek çok araştırma mevcuttur.

Sirkenin kilo verme amaçlı diyetleri dolaylı yoldan, sporla birlikte desteklediği de çeşitli araştırmalarda konu edilmiştir. Günümüzde sirkenin bahsedilen faydalarından yararlanmak adına eczanelerde satılan sirke ekstraktları mevcuttur.

Tarih boyunca sirke pek çok tağşiş ve hileye de maruz kalmıştır. Sirke; asetik asit, kıvam artırıcılar, renk ve aroma maddeleriyle tağşiş edilebilmektedir. Bu nedenle doğal yöntemlerle üretilmiş sağlığa yararlı etkileri bulunan sirke ile yapay sirkenin birbirinden ayrılması amacıyla sirkenin bileşiminin tespiti önemlidir. Yapay sirkeler asetik asit fermentasyonu sırasında oluşan bazı yan ürünleri içermedikleri için analiz yöntemleriyle ayırt edilebilir.

Hammadde bileşimi sirke bileşimi üzerinde doğrudan etkilidir. Örneğin elma sirkesinde kullanılan elma; vitaminler, mineraller, fenolik maddeler, organik asitler ve antioksidan maddeler açısından zengindir. Bu meyve kullanılarak yapılan sirke de zengin besin öğelerine sahiptir. Sirke kalitesini etkileyen önemli ikinci faktör ise üretim yani fermentasyon yöntemidir. Geleneksel olarak üretilen sirkelerde yavaş yöntem kullanılır ve Nar Gourmet sirkeleri bu grup içinde yer alır.

Türk Mutfağı ve Baharatlar

osmanli-mutfagi

Baharat kelimesi, Arapça’dan gelen ve koku anlamına gelen “bahar” kelimesi çoğulu olarak dilimize girmiştir. Türkçe diline girdikten sonra ise “ıssı ot” anlamını almıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Uzak doğu’dan ve Hindistan’dan gelen baharatların diğer değerli ürünler ile beraber, Basra Körfezi ya da Kızıldeniz ile önce Mısır’a ulaşır ve sonra son durak olarak İstanbul’a gelip, Eminönü iskelesinin tam karşısında yer alan Mısır Çarşısında halka ve en önemli ve büyük tüketicilerinden olan saraya satılırdı.

Yemeklerde baharat kullanımı doğu ülkelerinde olduğu kadar Osmanlı sarayında da zenginliğin bir sembolu idi. Kullanılan baharatlar içinde Osmanlı mutfağının vazgeçilmezi olan karabiber ilk sırada yer almaktaydı. Özellikle 18. ve 19. Yüzyıllarda hemen hemen her etli yemeğin içine konulan karabiber, en pahalı baharatlardan biri sayılmaktaydı. Karabiberden sonra kullanımı en yaygın olan safran ise, yemeklere ve tatlılara koku ve tad vermesinin yanı sıra güzel bir renk de verirdi.

Lezzet veren, yemeklerde sık sık kullanılan diğer baharatlardan kimyon ve tarçın halen modern Türk mutfağında kullanılmasına rağmen, mideye hayli faydalı olan kişniş neredeyse hiç kullanılmamakta. Aynı şekilde Osmanlı mutfaklarında sıkça görülen zencefil, kakule, anason ve karanfil yine günümüz yemeklerinde pek sıklıkla karşımıza çıkmamaktadır.

Osmanlı mutfağında başlayıp günümüze kadar gelmesine baharatların kullanımı ile ilgili olarak en önemli nokta, kullanılan baharatların tıbbı faydalarından yola çıkar. Yemeklere bu baharatlar öncelikle tıbbı faydalarından dolayı, ikincilikle de verdikleri rayiha ve lezzet vermesi açısından eklenirdi. Ancak baharatların kullanımı her zaman çok ölçülü olmuş ve asla yemek içinde kullanılan malzemelerin lezzetinin önüne geçmemiş, tam tersine onların lezzetlerini desteklemiştir.