Nar Gourmet Anadolu’nun Eşsiz Yağlarını Koruma Altına Alıyor

zeytinin-izinde

“Anadolu Zeytinyağları Projesi”ni hayata geçiren Nar Gourmet, kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan eşsiz zeytinlerden üretilen zeytinyağı çeşitlerini dünyaya tanıtıyor. Anadolu’ya özgü nadide zeytinleri hasat edildikten sonra iki saat içinde Mobil Zeytinyağı İşleme Tesisi’nde işleyen Nar Gourmet, özgün zeytinyağı türlerinin uluslararası literatürde yer edinmesini hedefliyor.

Anadolu’nun doğal bölgesel ürünlerini, saflığını ve niteliğini özenle koruyup değer katarak sofralara sunan NAR GOURMET, “Anadolu Zeytinyağları Projesi” ile Türkiye’nin zeytinyağı üretimindeki ezberini bozuyor. Yerel zeytinyağı üreticilerinin desteklendiği “Anadolu Zeytinyağları Projesi” ile değeri çok az bilinen seçkin zeytinyağı türleri ulusal ve uluslararası ölçekte pazara sunuluyor.

Proje kapsamında, İtalya’da özel olarak üretilen zeytinyağı sıkım makinesini Türkiye’de mobil olarak hizmete sokan NAR GOURMET, Mardin, Hatay, Manisa, Mersin, Antalya, Ayvalık’taki yöresel zeytin çeşitleri ile zeytinin anavatanı Anadolu’nun zengin gen kaynaklarını açığa çıkarmayı ve eşsiz zeytinyağı türlerinin uluslararası literatürde yer edinmesini hedefliyor.

Sanayi Bakanlığı’nın destek verdiği proje ile yöresel çeşitlere ait meyveleri kendi ekolojisinde hasat edildikten sonra iki saat içinde işleyen NAR GOURMET, fabrikayı tarlaya taşıyarak kusursuz naturel sızma zeytinyağı üretiminde bir ilke daha imza atıyor.

NAR GOURMET Genel Müdürü Samir Bayraktar “Anadolu Zeytinyağları Projesi” kapsamında, Mobil Zeytinyağı İşleme Tesisi ile bugüne kadar gerçek değeri bilinmeyen ve sadece yerel pazarlarda değerlendirilen yerel zeytin çeşitlerinden kusursuz natürel sızma zeytinyağı elde etmeyi hedeflediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Ulaştığımız sonuçları hem bilim dünyası, hem sektör, hem de üreticiler ve yerel yöneticiler ile paylaşacağız. Bunun için bir zeytinyağı ekstraksiyon makinesini küçük bir ‘mobil zeytinyağı işleme tesisi’ne çevirdik. Bununla zeytini fabrikaya değil, fabrikayı zeytine ulaştırarak hasat edilecek zeytinlerin en kısa zamanda ve en kusursuz şekilde zeytinyağı olarak işlenmesini sağlayacağız. Proje ile ülkemizin butik zeytinyağı üretimi yapılan zeytin çeşitlerine yöresel çeşitlerin de katılması sağlanmış olacak, bunların yurt içi ve dışında alabilecekleri ödüller ile özellikle ülkemizin tanıtımına ve ihracatına büyük katkı sağlanacaktır.”

Türkiye’de tescil edilen 88 adet zeytin çeşidinin yalnızca %10’u ekonomik bir değer taşıyor. Bu da bir tır ile mobil hale gelen zeytinyağı işleme tesisinin her bir bölgenin mahsülünden yüksek kalite zeytinyağı elde edebilme açısından önemini daha fazla ortaya koyuyor. Proje ayrıca üretimde tek çeşit tek bölge özelliğini bir kez daha vurgularken, üreticinin ve yörenin kalkınmasına da katkıda bulunuluyor.

Mübadele Mutfağından Lezzetler

ege-denizinin-iki-yakasi

Türkiye ve Yunanistan arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan “Türk-Rum Nüfus Mübadele Antlaşması” ile 480 bin kadar Müslüman ve 850 bin kadar Anadolu’lu Rum zorunlu olarak yer değiştirdiler. Birçok insanın hayatını alt üst eden, yerinden yurdundan ayıran bu büyük göç ile insanlar, beraberinde alışageldikleri örf ve adetlerin yanısıra yemek kültürlerini de getirdiler. Mübadele sonucu Ege denizinin her iki yakasında da kendine özgü yemek kültürlerini yaratan bu halkların günümüze kadar taşıdıkları yemekler, Anadolu yemekleri ile birleşerek bir sentez oluşturmuştur. Balkan Türkler’inin beraberlerinde getirdikleri köfte ve börek çeşitleri, Girit Türkler’inin beraberinde getirdikleri ot ve zeytinyağı kültürünün günümüz yemek kültürüne katkısı büyüktür.

Özellikle konu zeytinyağı olduğu zaman, mübadillerin Anadolu’ya ayak basması ile zeytinyağı üretimi ve tüketimi belirgin bir şekilde artmıştır. Özellikle Ege bölgesinin en temel gıdalarından biri haline gelmesinin yanı sıra zeytinyağı, Akdeniz diyeti diye adlandırılan ve Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin mutfak kültürünü de kapsayan yeme alışkanlığının en temel besin maddesini oluşturmaktadır. Türk mutfağında “zeytinyağlılar” başlığı altında kategorize edilen yemek çeşitleri sadece mevsim sebzelerinden yapılmaktadır. Oysaki Akdeniz ve Ege bölgelerini de içine alan Batı Anadolu’nun yemek kültüründe zeytinyağı her yemeğin içinde, hatta kızartmaların yapılışında dahi kullanılmaktadır.

Sabah kahvaltılarında bile gerek fırından çıkan taze ekmeğin üzerine dökerek gerekse, kekikle bezenmiş taze bahçe domateslerinin üzerine damlatılarak tüketilen zeytinyağı, ayrıca haşlanmış yumurta dilimleri ya da zeytinyağında pişirilmiş sahanda yumurtaya da ayrı bir lezzet katar.

Anadolun’un Zengin Kahvaltı Sofraları

kahvalti

Günün en sağlıklı öğünü kahvaltı, Nar Gourmet’nin Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş tatlarına yeniden hayat veren yaklaşımı ve geleneksel yöntemlere duyduğu saygıyla, hak ettiği değeri bir kez daha buluyor. Nar Gourmet, özenle seçilmiş zeytinlerden soğuk sıkım elde ettiği zeytinyağları, özenle seçtiği meyvelerden el yapımı katkısız reçelleri, organik meyveleri kaynatarak hazırladığı pekmezleri ve her biri bölgesinin rayihalarını kusursuz bir şekilde taşıyan saf ballarıyla sağlıklı ve nefis bir kahvaltı için vazgeçilmez lezzetler sunuyor. Damaklarda uzun süre silinmeyecek izler bırakıyor.

Sirkeler Hakkında Bilmedikleriniz

elma-sirkesi

Sirke, mayalanabilir karbonhidrat kaynağı olan (şekerli) hemen hemen her üründen yapılabilmektedir. İki aşamalı bir fermentasyon süreci ile üretilmektedir. Yani doğal yollarla üretilen sirkede pek çok meyve çeşidi, yararlı mikroorganizmalar kullanılarak fermente edilmekte ve pek çok yararlı etkiye sahip bir sıvı oluşturulmaktadır.

Sirkenin tarihçesi şarabın/biranın tarihi kadar eskidir. İnsanoğlu sirkeyi binlerce yıldır çeşni ve gıda koruyucusu olarak kullanmaktadır. Ayrıca eski çağlarda sirke gıda olarak tüketilmesinin yanında ilaç olarak da kullanılmıştır. Hipokrat’ın sirkeyi enfeksiyon, iltihap ve ülserin temizlenmesinde kullandığı kaynaklarda yer almaktadır. O dönemde sirke ve baldan yapılan ilaç öksürük tedavisinde kullanılmıştır.

Son yıllarda sirke birçok sağlık sorununa çözüm olarak gündeme gelmektedir. Sirkenin antibakteriyel aktivitesi, kan basıncını düşürme konusundaki etkisi, kardiyovasküler hastalıkları azaltmadaki etkisi, antioksidan aktivitesi ve besin metabolizmasını teşvik etmesiyle ilişkili olarak pek çok araştırmaya konu olmaktadır ve sirke tüketimi artmaktadır. Düzenli sirke kullanımının glisemi (kan şekeri) kontrolü sağlayabileceği, yemeklerden sonra meydana gelen hiperglisemiyi kontrol etmekte kullanılabileceği, sirkenin antibakteriyel özellikleri, sirkede bulunan fenolik maddelerin antioksidan, antitümör, antimutajenik ve antikarsinojenik ajanlar olarak sağlığımızı koruduğu yönünde pek çok araştırma mevcuttur.

Sirkenin kilo verme amaçlı diyetleri dolaylı yoldan, sporla birlikte desteklediği de çeşitli araştırmalarda konu edilmiştir. Günümüzde sirkenin bahsedilen faydalarından yararlanmak adına eczanelerde satılan sirke ekstraktları mevcuttur.

Tarih boyunca sirke pek çok tağşiş ve hileye de maruz kalmıştır. Sirke; asetik asit, kıvam artırıcılar, renk ve aroma maddeleriyle tağşiş edilebilmektedir. Bu nedenle doğal yöntemlerle üretilmiş sağlığa yararlı etkileri bulunan sirke ile yapay sirkenin birbirinden ayrılması amacıyla sirkenin bileşiminin tespiti önemlidir. Yapay sirkeler asetik asit fermentasyonu sırasında oluşan bazı yan ürünleri içermedikleri için analiz yöntemleriyle ayırt edilebilir.

Hammadde bileşimi sirke bileşimi üzerinde doğrudan etkilidir. Örneğin elma sirkesinde kullanılan elma; vitaminler, mineraller, fenolik maddeler, organik asitler ve antioksidan maddeler açısından zengindir. Bu meyve kullanılarak yapılan sirke de zengin besin öğelerine sahiptir. Sirke kalitesini etkileyen önemli ikinci faktör ise üretim yani fermentasyon yöntemidir. Geleneksel olarak üretilen sirkelerde yavaş yöntem kullanılır ve Nar Gourmet sirkeleri bu grup içinde yer alır.

Türk Mutfağı ve Baharatlar

osmanli-mutfagi

Baharat kelimesi, Arapça’dan gelen ve koku anlamına gelen “bahar” kelimesi çoğulu olarak dilimize girmiştir. Türkçe diline girdikten sonra ise “ıssı ot” anlamını almıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Uzak doğu’dan ve Hindistan’dan gelen baharatların diğer değerli ürünler ile beraber, Basra Körfezi ya da Kızıldeniz ile önce Mısır’a ulaşır ve sonra son durak olarak İstanbul’a gelip, Eminönü iskelesinin tam karşısında yer alan Mısır Çarşısında halka ve en önemli ve büyük tüketicilerinden olan saraya satılırdı.

Yemeklerde baharat kullanımı doğu ülkelerinde olduğu kadar Osmanlı sarayında da zenginliğin bir sembolu idi. Kullanılan baharatlar içinde Osmanlı mutfağının vazgeçilmezi olan karabiber ilk sırada yer almaktaydı. Özellikle 18. ve 19. Yüzyıllarda hemen hemen her etli yemeğin içine konulan karabiber, en pahalı baharatlardan biri sayılmaktaydı. Karabiberden sonra kullanımı en yaygın olan safran ise, yemeklere ve tatlılara koku ve tad vermesinin yanı sıra güzel bir renk de verirdi.

Lezzet veren, yemeklerde sık sık kullanılan diğer baharatlardan kimyon ve tarçın halen modern Türk mutfağında kullanılmasına rağmen, mideye hayli faydalı olan kişniş neredeyse hiç kullanılmamakta. Aynı şekilde Osmanlı mutfaklarında sıkça görülen zencefil, kakule, anason ve karanfil yine günümüz yemeklerinde pek sıklıkla karşımıza çıkmamaktadır.

Osmanlı mutfağında başlayıp günümüze kadar gelmesine baharatların kullanımı ile ilgili olarak en önemli nokta, kullanılan baharatların tıbbı faydalarından yola çıkar. Yemeklere bu baharatlar öncelikle tıbbı faydalarından dolayı, ikincilikle de verdikleri rayiha ve lezzet vermesi açısından eklenirdi. Ancak baharatların kullanımı her zaman çok ölçülü olmuş ve asla yemek içinde kullanılan malzemelerin lezzetinin önüne geçmemiş, tam tersine onların lezzetlerini desteklemiştir.